Savaşın yüzündeki kadın

- Aza ROJIYAN
320 görüntüleme

Dağların ufuk çizgisini derinleştirdiği manzaraya bakarken sırtını bir ağaca yaslayıp, serin bir rüzgarın fısıltısında kitap okumak kadar güzel bir şey var mı?

Eskiden cep kitabı formatında küçük boy kitaplar basarlardı arkadaşlar. Bir göreve giderken,  keşif uçağından dolayı hareketsiz kaldığımızda, ya da bir eylem öncesi bekleyişte, yani her fırsatta o kitapları elimize alıp okurduk. Kitaplar okunduktan sonra arkadaşlar arasında sırayla değiştirilirdi. Böylece her arkadaş bütün kitapları okumuş olurdu. Herkesin çantasında mutlaka en az bir kitap bulunurdu.

Kitapların bir ağırlığı yoktur, seni yollarda zorlamaz. Bir kitabı kaldırabilir bir gerilla, ama cehaleti kaldıramaz, çünkü bilinçsizlik en büyük yüktür. Bu yüzden her gerilla daha çok okuyup her konu hakkında derinleşmek ve birikim sahibi olmak ister, çünkü savaş önce zihniyette kazanılmalı. Kitap kurdu oluyorsun dağlarda.

Yaşadıklarımızı kendimizle sürüklüyoruz

Bir arkadaş bir ay evvel bir kitap getirdi bulunduğumuz yere; ‘Kadın yok savaşın yüzünde’ adlı bir kitap. Bir ay içerisinde biz altı arkadaş kitabı okuduk. Kitap Rusya-Almanya savaşına katılan kadınların yaşam hikayelerini aktarıyor. Savaşta görünmeyen kadın yüzlerini, kadın hikayelerini konu ediniyor. Kadın ve savaş konulu bir kitap bulup da okumamak mümkün mü gerillada? Dört yıl süren bir savaşta kadınların yaşadıklarını ve savaş sonrası karşılaştıkları sorunları konu edinen kitap, baya ilgimizi çekti doğrusu. Fakat hiçbirimiz kıyaslama yapmadan da duramıyoruz. Çaylarımızı yudumlarken Hevi kitabı gösterip; “onların savaş sonrası diyebildikleri, durup kendilerini izleyebildikleri bir zamanları vardı, bizim kırk yıldır hala devam eden bir mücadelemiz var, durup geriye bakamıyoruz, yaşadıklarımızı kendimizle sürüklüyoruz, bu yüzden çok yazamıyoruz yaşadıklarımızı” diyor. Kitaptaki kimi hikayeler bizim arkadaşların da yaşanmışlıklarını yeniden canlandırdı.

Erkekleşmeden savaşta kadın olmak

Kitap, savaştan sonra cephede yer almış olan kadınların toplum tarafından dışlanmışlıklarını da anlatmakta. 1980 ve ’90’lı yıllarda Kürt özgürlük mücadelesinde bulunup şehit düşen kadın gerillalara düşman bekaret kontrolleri yapmıştı. Bu kontrollerden istedikleri sonucu alamayınca da, gerillaları toplum nazarında rencide etmek için birçok özel savaş yöntemleri uygulandı. Fakat Kürt kadınlarının dağlardaki mücadelesi, direnişi, yaşanan kahramanlıklar bu özel savaş yöntemlerini boşa çıkarttığı gibi, onları toplum nezdinde kutsallaştırdı.

Kitabın sayfalarını karıştıran bir başka arkadaş ise Kürt kadınlarının ve kitaptaki kadın direnişçilerin mücadele deneyimleri ortaklıklarına işaret ederek; “Ama biz şimdi bir orduyuz, toplumumuza ve Özgürlük Hareketine öncülük ediyoruz” cümlesiyle mücadelenin yarattığı sonuçlarla ilgili farkımıza parmak basıyor.

Ayakkabılarına bakan Evindar birşeyleri anımsayıp geçmişe gidiyor: “Öyle görünüyor ki her savaşta kadınlar ayakkabı derdi çekmiş. Onlar da bizim gibi erkeklerin ayakkabı ve giysilerini giymek zorunda kalmışlar. Hatırlıyorum da ’90’lı yıllarda erkeklerin 43-44 numaralı mekaplarını giymek zorunda kalıyorduk. Ayakkabılar ayağımızdan düşmesin diye üst üste on çorap giyiyorduk. Tüm savaşlarda kadınlar erkekleştirilmek isteniyor. Ama biz PKK’de erkekleşmeden savaşta kadın olmayı başardık.”

Söze dökülmeyen yaşanmışlıklar yüreğe dokunuyor

Rus kadını savaşı dört yıl yaşadı ve onlarca yıl bu savaşın izlerini taşıdı yaşamında. Bu kısa süreli ama ömürlerine bedel yaşanmışlıkları dışardan bir göz gibi görebiliyor, ayırdına varabiliyorlar. Ama gerillada o kadar çok şey yaşanmış ki ve dile gelmiyor bir dönemden sonra. Şunun bilincindeler Kürt kadın gerillalar; onlardan daha çok bedel ödeyenler, zorluk çekenler oldu bu mücadelede. Bu güne de bedel ödemiş olan o kadınların emekleri ve kanlarıyla gelinildiğinin bilincindeler. Bu yüzden her kadın gerilla kendisinin değil, yoldaşının zorlanmalarını, yaşanmışlıklarını önemser, çünkü onun sayesinde bu savaşa kadının rengi yansıdı.

‘Kadın yok savaşın yüzünde’ okunduğu süre boyunca her gün onlarca hikaye dinledik, kendi yaşanmışlıklarımızı anımsadık, dillendirdik. Evet kadının yüzünde savaş yoktur ama savaşın yüzüne kadın yansıdı mı vicdana gelir ölüm, ama düşman ölümden daha soğuk bir varoluş. Bu yüzden bu savaşta yaşanan, hiç duyulmayan, artık yaşamın bir parçası haline gelen kadınların yaşanmışlıkları söze dökülmüyor ama yüreğe dokunuyor.

Kadın gerillaların yazılmamış hikayeleri var, anlatılmamış sözcükleri. Fakat her kadın biraz da onlardan birer parçaydı sanki. Her hikaye onların yaşamlarının bir noktasına dokunmuştu, ortak noktaları bu erkekleştirilmiş dünyada bir kadın olarak savaşmaktı. Ve gerillada kadınlar için savaş hala devam ediyor. Belki bir gün savaşan kadınların yüzleri de yazılmaya başlanır. Çünkü PKK’de ordulaşan, savaşta öncülük eden yüzlerce, binlerce kadın var. PKK’de kadın gerillaların yüzü, sözü, iradesi ve aşkı var. Bu onları yazmak için bir neden değil mi?