“Sırr-ı Dem”

- Ruken AYDIN
26 görüntüleme

Koçgirili alevi inancına bağlı Kürt bir ailenin ferdi olan müzisyen Lale Koçgün 1983’te Almanya’nın Mainz kentinde doğdu. Henüz çocuk yaşlarda müziğe ilgi duyan Koçgün, sanat hayatına kimi korolarda yer alarak ve yabancı dillerde şarkılar seslendirerek başladı. İlerleyen süreçte ailesi aracılığıyla bağlamayı da öğrenerek Kürt müziğine ilgi duymaya başlar. Bağlama eşliğinde köklerine doğru bir yolculuğa başlayan Lale Koçgün geleneksel ezgilerin, deyişlerin tınısına kulak kabartır.

İlk sahne tecrübesini 16 yaşından itibaren Almanya’nın Rhein-Mainz bölgesinde katıldığı yerel sanatsal etkinlikler ve konserler ile edinir. Bu deneyimden sonra ise kendi müzik grubunu kurar. Grubun paylaştığı videolara artan ilgi ve destek ile ilk albüm çalışması için kolları sıvar. Ve “Sırr-ı Dem” böylece ilk albüm deneyimi olarak doğmuş olur.

Çocuk yaşlarda sanata yolculuk…

İki çocuk annesi olan Lale Koçgün, gündelik sorumluluklarının yanı sıra sanatsal çalışmalarını da beraber sürdürmekte. Müzik ile kurduğu bağa dair yönelttiğimiz soruyu şu cümleler ile yanıtlıyor Koçgün: “Dersimli ailelerin çoğunda bağlama bulunur. Bunun sebebi ise Kürt kültüründe klamlar, ağıtlar, türkülerle dolu bir yaşamın varoluşu ile ilgilidir. Ben de Koçgirili bir aileden olduğum için ağıt ve klamlarla büyüdüm. Yine ailemin desteğiyle bağlamayı da öğrendim. Buraya göç eden insanlarımız kendi kültürel değerlerini de beraber taşıdılar. Kişi olarak ben de o kültür ve tınılarla büyüdüm.”

Müziğe başlama deneyiminin ise 10-12 yaşlarında başladığını ifade eden müzisyen, o süreçlerde daha çok yabancı dillerde pop tarzı şarkılar seslendirdiğini paylaşıyor: “Korolara katılarak yabancı şarkılar söylerdim. Zaman ilerledikçe kendi özüme, kültürüme dönmeye başladım. Kürt ve alevi olduğumun farkına vardıktan sonra kendi toplumumun şarkılarını söylemeye başladım. O bilinç tetikleyici bir faktör oldu. Bu bilinç aynı zamanda bende Kürtçe albüm çıkartma istemini oluşturdu.

‘Bu dem de bir sırdır’

Kökleriyle buluşmayı gerçekleştiren sanatçı, toplumunun zengin kültürünü taşırmak amaçlı kendi anadilinde bir albüm çıkartmaya karar kılar. Ve böylelikle ilk albümü “Sırr-ı Dem’in fikri de oluşmaya başlar. Koçgün “zamanın sırrı” anlamına gelen albüme dair şu bilgileri paylaşıyor: “‘Sırr-ı Dem’ geçmiş dönemin gizemini anlatıyor. Albümde yer alan bir şarkıdır da. Tekabül ettiği diğer bir anlam ise; her zamanın bir sırrı ve gizeminin olduğuna dairdir. O gizemin izini sürme ve bulmaya dönük bir çalışma yapıldı. Zaten hayatın kendisi de bir koşuşturmadır. Ölümden sonrasını kimse bilemez, bu dem de bir sırdır.”

Kürtçe’nin lehçelerinin yanı sıra Türkçe olarak da ezgilerin yer aldığı albümünün mühtevasına ilişkin ise şu yorumu yapıyor Koçgün: “Kendi kültürümüzün ve dilimizin sırrını ortaya çıkarmak için albümde farklı lehçelere ve dillere de yer verdik. Aslında ilk albümüm biraz yönlendirme üzerinden oluştu. Çünkü o zamanlar Kürtçe’ye fazla hakim değildim, henüz yeni yeni öğrenmeye başlıyordum. Bu durumdan kaynaklı şarkılarım ağırlıklı Türkçe’ olmak zorunda kaldı. İkinci albümüm için ilk hedefim ise klamlarımın ağırlıklı Kürtçe olmasına dönük.”

Baskılar karşısında pes etmemeliyiz

Lale Koçgün Sırr-ı Dem albümünde seslendirdiği klamların coğrafik ve kültürel izleri taşıdığını vurguluyor ve anlatmaya devam ediyor: “Albümümde yer alan birçok klamda kültürel ve coğrafik izler yer alıyor. “Ser mala we da we da” şarkı sözleri zaten kültürel boyutu anlatıyor. Şarkıların sözlerinde geçmişte aşık olup da kavuşmayanların kaçışını, ya da aşk destanlarının hikayesi yer alıyor. Albüm çıktıktan sonra pozitif ve negatif tepkiler aldım.”

Sanat ve sanatçıya dair baskı politikalarına tepki gösteren Koçgün, baskılara karşı sesimizi duyurmaya devam etmeliyiz diyor: “Son zamanlarda sanat camiasına karşı büyük bir baskı ve saldırı furyası yaşanmakta. Ben de bir konserimde saldırıya uğradım. Buna karşı haklarımızdan asla vazgeçmeyerek mücadelemizi alanlarda sürdürmeli, sesimizi yükseltmeliyiz. Çünkü başka seçeneğimiz de yok. Bu tür saldırılar hep olacaktır, önemli olan asla pes etmemek. Bu pes etmeyiş, bu mücadele hali ile kendi kültürümüze ve dilimize de sahip çıkmış olacağız.”

Anadilimizi çocuklarımıza öğretmeliyiz

İki proje çalışmalarının olduğu bilgisini paylaşan Koçgün, detaylara ilişkin şu hususları belirtti: “İlk projemiz ikinci albümün hazırlıklarına ilişkindir. İkinci projem ise çocuklarıma kendi ana dilini ve kültürünü öğretmek/tanıtmak olacak. Başta kendi dilerini bilmelerini isterim. Çünkü dil kültür, kültür ise dil demektir. Eski kültürü olduğu gibi bu döneme uyarlamak zor. Fakat her kültürün temel dayanakları vardır. Bizim “çîrok”larımız, klamlarımız, ziyaretlerimiz, muhabbetlerimiz kültürümüzü ayakta tutan temel olgulardır, bunlara sahip çıkmalıyız. En başta da anadilimizi öğrenmeli ve çocuklarımıza öğretmeliyiz.”

Kendisine desteklerinden dolayı ekibine ve ailesine teşekkür eden Koçgün, kadın dayanışmasının çalışmaları büyüttüğüne dikkat çekerek, ilerleyen süreçlerde ağırlıklı olarak kadınlar ile çalışmak istediğini aktardı.