Virüs ve direniş yöntemleri

- Lida KÄYHKÖ
19 görüntüleme

Korona virüs pandemisi, 21. yüzyılda küresel siyasetin doğası hakkında bize ne gösteriyor? Kadınların devrim çalışması için hangi talepleri ortaya çıkarıyor. İmparatorluğun ve kapitalist iktidarın kalbi olan Avrupa’da, devam etmekte olan krizden hâli-hazırda öğrenilecek bir dizi dersler var ve çok daha fazlası da gelecek.

En kırılgan durumlarında bile küresel üretim, mülkiyet ve iktidar yapılarının ne kadar dirençli olduğunu ve yine ekonomik hesaplamalar karşısında insan hayatının ne kadar az değer taşıdığını gördük. Hepsinden önemlisi, ekonomik şiddet, kadına yönelik şiddet, siyahlara ve beyaz olmayan insanlara yönelik şiddet ya da ortak çevremizin şiddet yoluyla sömürülmesine karşı, toplumların direnmesinin ne kadar acil olduğunu gördük. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda kadınların direnişi şöyle görünmeli: Yaşamın her alanında özgürlüğü inşa eden kolektif, toplum temelli, ekolojik projeler için ayaklanma!

Gıda tedarik zincirlerinin kırılganlığı

Pandeminin ilk haftalarında, artan enfeksiyon oranlarıyla en kötü etkilenen ülkelerde yoğun panik anları görülmeye başlandı. Süpermarket’lerde boşalan raflar, kapitalizm altındaki gıda tedarik zincirlerinin kırılganlığını/zaafiyetini açıkça gösterdi. Birçok insan kapitalizm altında açlık ve kıtlık yaşarken, bunun tehdidi aniden çok daha fazla sayıda insan için gerçeklik haline geldi. Devletlerin ve kapitalizmin toplumların kendilerine bakma ve kendi ihtiyaçlarını karşılama kapasitesini ellerinden alma şekli korkunç bir şekilde açığa çıktı.

Bu arada, dünya çapındaki hükümetlerin verdiği yanıtlarda da benzer bir panik belirgindi: Bazı devletler virüsün yayılmasını sınırlamak için önlemler almaya başlarken, dünya liderlerinin çoğu potansiyel tehlikeyi göz ardı ediyordu. Ancak aylar geçtikçe neredeyse ‘korumacılığa’ doğru tamamen bir dönüş gördük: Sınırlar kapatıldı, insanların hareketleri kısıtlandı. Devletlerin düşünebildiği tek cevap ise, daha sert güvenlik uygulamalarıydı. Kamusal alanlar daha yoğun bir şekilde kontrol edildikçe ve sınırlar kapatıldıkça, çok sayıda insan sosyal ilişkilerini kesmenin sonuçlarından muzdarip oldu. Birçoğu, istismara uğramış oldukları evlerde kalmaya, aile üyeleri ve arkadaşlarının acı verici ayrılıklarına katlanmaya veya kendi ülkelerine seyahat edememeye zorlandı.

‘Kabul edilebilir’ ölüm rakamları

Bu değişiklikler, birçok insanın hayatında muazzam ve benzeri görülmemiş bir durumdur. Ancak bunlar sadece politika sorunları değildir. Politikadaki değişiklikler, toplumun politik ve ahlaki öncelikleri üzerinde belirli etkilere neden oldu. Virüsün neden olduğu ilk değişikliklerin hissedilmeye başlanmasının ardından, Avrupa’daki devletler, kendilerine ‘kabul edilebilir’ ölüm rakamları olarak değerlendirebilecek hedefler belirlediler. Devletlerin bu reaksiyonu, kapitalizmin bize öğrettiği şekilde toplumun tepki göstermesine olanak sağladı; ölüm, acı ve ıstırabın kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz -ve uzağa bakıyoruz.

Büyük değişiklikler uygulanmadıkça, geleceğimizde daha birçok pandemi var olacak. Ölümcül bulaşıcı hastalıklar, fabrika çiftçiliği koşullarının bir sonucu olarak gittikçe daha fazla ortaya çıkıyor: Sağlıkları için çok az veya hiç endişe duyulmadan yakın alanlara sıkıştırılmış hayvanlar, insanlara kolayca bulaşan hastalıklar için bir üreme alanı sunuyor. Kapitalist tarım sistemi, doğasında var olan zülüm ve mülksüzleştirme ile artık göz ardı edilemeyecek ekolojik ve insani bir kriz yarattı. İlaç endüstrisi ve modern tıbbın kâr modeli, yıkımları daha da artırıyor.

Eşitsiz yıkım adaletsizliğin ifadesidir

Sınırlar kimseyi virüsten korumaz. Ne az insan için sağlık ne de nefes almakta zorlanan bir insanın gözlerine bakmayı reddetmek. Zengin ve güçlü birçok kişi, kendilerini pandeminin en kötü sonuçlarından koruyacak araçlara sahip olsa da, yine de virüsün dünyanın herhangi bir yerinde devam eden varlığı, her yerde de devam eden bir tehdit anlamına geldiği açıktır.

Salgının yol açtığı eşitsiz yıkım, küresel ölçekte adaletsizliğin ve mülksüzleştirmenin bir ifadesidir. Bu sorunlar, güvenlik yerine kolektif öz savunma, krizlere toplum temelli çözümler, kadın ekolojisi ve tıbbı üzerine yeniden odaklanılmadan çözülemez. Doğa ile içsel bağlantımız veya iyi ahlaki karakterimiz nedeniyle kadınlar bu devrimin temsilcileri değildir. Daha ziyade kapitalizm, ataerkillik ve devlet merkezli siyaset, toplumun değerlerini, yaşamını, öz savunmayı ve ekolojiyi yok ettiği içindir -ancak bu değerleri küresel sistemin çatlaklarından koruyanlar genellikle kadınlardır.

Kolektif öz savunma

Direniş yöntemlerimiz insan yaşamının değersizleştirilmesine karşı savaşmakla başlamalı.
Pratikte bu, kolektif öz savunma gibi görünüyor: Yiyeceklerimizi yetiştirerek, kendi destek ağlarımızı sağlayarak, kendimizi mümkün olduğunca sağlık hizmetleri anlayışıyla donatarak mümkün. Belirsiz zamanlarda, ileriye giden yol ancak kolektif özgürlüğü ve hayatta kalmayı ilk sıraya koyan yaşam tarzına doğru birlikte yürümek ile bulunabilir.

* Arkeolog ve antropolog /İngiltere Jineolojî Komitesi Üyesi.