Yaşamımızı ve haklarımızı savunacağız 

- Oya ERSOY
280 görüntüleme

24 Haziran seçimleriyle birlikte yeni ve faşizmin kurumsallaştırıldığı zorlu bir dönemin içine girmiş bulunuyoruz. Supporters of the Pro-Kurdish Peoples' Democratic Party cheer next to flags with a picture the jailed Kurdish militant leader Ocalan during a gathering to celebrate their party's victory during the parliamentary election, in IstanbulElbette ki faşizme karşı mücadele edenler olarak öncelikle bu dönemin özeliklerini anlamamız gerekiyor. Daha da önemlisi AKP’ye yıllardır direnen kesimlerin şimdi ne yapacağını konuşmak, geri çekilmeyen mücadele programları üretmek temel görevimiz. Türkiye’de yaşamına sahip çıkmak için direnen kesimlerin başında kadınların geldiğini kimse görmezden gelemez. Özellikle Gezi Direnişi ile ortaya çıkan ‘Haziran İsyanı’ sonrası kadın mücadelesi daha da görünür oldu. Bu gelişmelere bağlı olarak kadın hareketi, yeni dönemin kadınlar açısından ne ifade ettiğinin bilinciyle sorumluluklarını omuzlayacak ve durmayacaktır.

24 Haziran seçimlerini geride bıraktık. Adil olmayan, şaibeli, OHAL baskısıyla yönetilen, paranın ve devlet olanaklarının konuştuğu bir seçim süreci yaşadık. Sırf bu nedenlerden kaynaklı da olsa AKP iktidarını meşru kabul etmemek gerekir. Kaldı ki bu kadar güç gösterisine rağmen Türkiye çapında AKP oylarında bir erime yaşandı. MHP ile ittifaka dayanan yeni bir rejim kuruldu. İktidar açısından bu zayıflık elbette ki muhalif olana saldırganlıkla, devlet gücünün sonuna kadar kullanılmasıyla kapatılmaya çalışılacaktır. Sonuçta koalisyona yaslanan tek adam rejimi kuruldu. Bu rejimin adı faşizmdir. Nitelikleri, yöntemleri ve karşı mücadelenin araçları ise ayrıca bir değerlendirme konusudur. Şimdilik bu yazının sınırına, seçim sonuçlarını kadınlar açısından değerlendirmeye dönelim.

Mecliste eşit temsil yok 

YMANSETeni meclisin yaklaşık yüzde 83’ü, bakanlar kurulunun yüzde 87,5’i erkeklerden oluşuyor. “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen kadınlara sadece partinin kadın kolları olarak yükü omuzlama görevi veren bir adamın kurduğu rejimden daha ilerisini beklemiyoruz zaten. Meclisteki partilerin kadın vekil oranları da her şeyi açıklıyor. AKP % 18,28, CHP % 12,5, MHP % 8,16, İyi Parti % 7,14 ve HDP % 38,81 oranında kadın milletvekiliyle mecliste temsil edilecek. Sadece bu rakamlar bile partilerin kadın erkek eşitliğine ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Meclisteki kadın vekil oranı 7 Haziran’da Halkların Demokratik Partisi’nin barajı aşıp meclise girmesiyle birlikte cumhuriyet tarihinin en yüksek oranı olan %18’e ulaşmıştı. Yine bu mecliste de oran HDP sayesinde yükselse de durum ortada. 600 kişilik meclisin 5’te 1’i bile kadın değil. Nüfusun yarısıyız ama siyasette mücadele ederek var olabiliyoruz. Biz HDP milletvekili kadınlar ise önümüzdeki sürecin özellikle kadınlar açısından hiç kolay olmayacağını biliyoruz. Hem 31 adet Ahmet + 27 adet Mehmet + 20 adet Mustafa + 419= 497 adet erkek vekille kurulmuş olan mecliste hem de sokakta, yaşamın her alanında haklarımızı ve hayatlarımızı savunmaya devam edeceğiz.

Hak gaspı için yasa 

Peki, bu meclis aritmetiğinden kadınlara ne çıkar? Sadece seçimlerden sonraki haftanın gündemlerine bakarak bunu öngörmek mümkün. Aile ve Sosyal Politikalar Eski Bakanı Fatma Betül Sayan koltuğu devretmeden önce bir televizyon programında nafaka ile ilgili yeni düzenlemeyi hızla meclise getireceklerini söyledi. Bu aynı zamanda 2016 yazında meclis komisyonuna gelen ve kamuoyunda ‘Boşanma Komisyonu Raporu’ olarak bilinen rapordaki en önemli maddelerden biriydi ve özü itibariyle kadınların boşanma süreci içindeki haklarını gasp ederek kadınları çaresiz bırakmayı, boşanmayı önlemeyi hedefliyordu. Başta Fatih Tezcan gibi AKP tetikçileri olmak üzere birçok erkeğin yürüttüğü nafaka karşıtı kampanya ne hikmetse Aile Sosyal Politikalar Eski Bakanı Sayan için seçimden bir hafta sonra dile getirilen ilk konu oldu. Yine aynı dönemde çocuk istismarına karşı idam ve hadım gündem haline getirildi. Toplumda çok ciddi tepkiye yol açan çocuk istismarı AKP açısından çözülmesi gereken bir sorun değil, toplumu infialle yönetmenin kolaylaştırıcı bir aracına döndü.

Çocuk istismarını önleme yerine, örtme

HDPÕDEN SE‚IúM MIúTIúNGIúÇocuk istismarı ve cezalar önümüzdeki dönem çok gündem olacağı için üzerinde durmakta fayda var. Çocuğa yönelik cinsel suçlarla ilgili düzenleme baskın seçim kararı alınmadan birkaç gün önce meclis komisyon gündemine gelmişti. Toplumsal duyarlılığın yüksek olduğu bu konu muhataplarına, çocuk ve kadın örgütlerine, mecliste bu konuyla ilgili daha önce çalışan komisyona sorulmadan ve danışılmadan baskın bir şekilde gündeme getirilmiş ve sonra sanki bu sorun yokmuş gibi baskın seçim kararıyla rafa kaldırılmıştı. Kabaca 15 yaş üstünü çocuk saymayan, hadım gibi düzenlemeleri çözüm olarak gösteren yasa tasarısına kadın ve çocuk örgütleri itiraz etmişti. Şimdi yeniden benzer bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Çocukların kaçırılıp öldürülmesi üzerine ”İdam ve hadım isteriz” diyen büyük bir koro oluşturuldu. Ne var ki bu yöntemler toplumsal infiali yönetebilmeyi sağlamaktan öte bir işe yaramaz. AKP 16 yıldır iktidarda ve çocuk istismarı her geçen yıl artıyor, görünür oluyor. Ailede, okulda, yurtta, cemaat evlerinde… her yerde istismar var. İstismarın önlenmesi için önleyici ve kalıcı çözümler bulunmalı, çocuk ve kadın örgütleriyle beraber çalışılmalı, mevcut yasalar çocuğun üstün yararına göre düzenlenip gerçekten uygulanmalı. Ceza artırımı çözüm değil, ancak siz 15 yaşında bir çocuğun istismarına ‘evlilik’ derseniz, Ensar Vakfı’nda 45 çocuğun tecavüze uğramasına ‘bir kere olan bir şey’ derseniz zaten istismarı önleme değil, istismarcıyı aklama derdinde olduğunuz açıkça ortaya çıkar. AKP’nin yarattığı idam ve hadım heyulası istismarı örtmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bizler, kadın ve çocuk örgütleriyle birlikte bu konuda daha kalıcı çözümler bulmalı, devleti buna zorlamalıyız. Çocukların güvenli yaşadığı bir ülke için mücadele etmek bu erillik akan yeni rejim altında en önemli görevimiz.

Emeğimizi savunacağımız bir süreç

SECIM 9Seçim sonrası kadınları ilgilendiren en önemli düzenlemelerden biri de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirilmesi oldu. 2011 yılında Tayyip Erdoğan’ın “Biz muhafazakâr demokrat bir partiyiz. Bizim için aile önemli” demesi üzerine; Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’ndan kadının adı çıkarılmıştı. Şimdi ise aile merkezli politikalarla çalışma hayatı iç içe geçiriliyor. Bu düzenleme yeni rejimin emek siyasetini anlamamız açısından da önemli. Çalışma hayatında her türlü haktan yoksun, kölece ve güvencesiz çalışma koşulları kural haline gelmişken, sosyal güvenliğin kayırmacı sosyal yardımlara indirgendiği, emekçiler açısından oluşan ağır koşulların aile merkezli politikalarla tolere edilmeye çalışıldığı, kadınlarınsa aile içerisindeki pozisyonlarıyla çalışma yaşamına ve hayata katıldığı, yani zaten az çok böyle işleyen sistem şimdi Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı aracılığıyla bir modele dönüştürülecek. Bu bakanlıkla beraber bir dizi yeni düzenleme de yapılacaktır. Çalışma hayatında güvencesizlik giderek artarken işçilerin sosyal yardımlar yoluyla hayatını devam ettirmeye mecbur bırakılması, oluşan kuralsızlığın sonucunda iş cinayetlerinin artması kaçınılmaz olacaktır. Bu bakanlık kadın ve işçi cinayetleri karşısında “Bunlar kaderdir, fıtrattır” demenin ötesinde bir şey yapamaz. Emeğimizi de yaşamımızı da hep birlikte savunacağımız bir süreci öngörmemiz, örgütlememiz gerekiyor.

Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz

Nafaka düzenlemesi, çocuk istismarını örten idam ve hadım tartışmaları, Aile Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’nın birleştirilmesi… Bunlar sadece seçimden bir hafta sonra açığa çıkan ve kadınların nasıl bir rejimle karşı karşıya olduğunu gösteren gelişmeler. Bunlarla sınırlı kalmayacağı açıktır. Ülkemizde kadınların gündelik hayatından, iş yaşamına zor koşullar altında, tedirgin yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Şimdi Türk, Sünni ve erkek koalisyonuna dayanan bu rejim altında hayatlarımıza sahip çıkmak, ama sadece kendi hayatlarımıza sahip çıkmak değil bu rejimi değiştirecek gücü başta kendimize, sonra birlikte mücadele edebileceğimiz bütün toplumsal kesimlere vermek görevimiz. Biz kadın milletvekilleri, bu meclis yetkisiz bir meclis diyerek mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Bizi oraya taşıyan kadınlar, seçim gecesi bütün ‘kurtarıcı’ erkekler ortadan kaybolduğunda sandık peşindeydi. Yüksek Seçim Kurulu binalarının önlerinde en çok kadınlar ve gençler vardı. Tıpkı sandığa sahip çıktığımız gibi yaşamlarımıza da haklarımıza da sahip çıkacağız. Yan yana gelip bu faşizmin karşısında durmanın yollarını bulacağız. Kadın hareketinin bu konuda hepimize yol gösterici olacağına inanıyorum.