Yıkılmayan annenin kızı: DENİZ 

- Serpil KEMALBAY
25 görüntüleme
Deniz Poyraz, ismi gibi anlamlı, derin ve yaşama dair heyecan doluydu. 17 Haziran 2021’de hayatı, hayalleri yarım kaldı. Türkiye tarihinde bir ilk olarak bir siyasi parti binasının içinde (HDP İzmir İl binasında), ırkçı faşist bir saldırı sonucu yaşamını yitirdi.

HDP, parlamentonun 3. büyük grubu, oturduğumuz sıralar genel kurulda AKP, CHP’den sonra, MHP ve İYİ partiden ise önce geliyor. Genel Kurula haftanın belli günleri başkanlık eden HDP’li bir TBMM Başkanvekili var. Halkın Ankara’ya gönderdiği parlamenterlerin oturduğu sıraların tam karşısında  “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazılı. Bütün bunlara paralel olarak 7 Haziran 2015’ten bu yana iktidarın HDP’ye karşı hiç dinmeyen nefret söylemi, kriminalize etme çabası, tasfiye etme hamleleri artarak sürüyor. HDP’nin eş başkanları, seçilen yerel yöneticileri AİHM kararlarına rağmen hala zindanlarda. Çözüm süreci “buzdolabında”. Yürürlükte olan  inkar ve imha diye yıllar önce tanımlanan politikalar ve terör retoriği. Asılmış Kürtçe tabelalar bir bir söküldüğü gibi, Kürtçe ifadeler Meclis’te kayıtlara “X” diye geçmeye devam ediyor. HDP’de yıllardır Kürtçe ve Kürt halkının içine hapsedildiği sarmala sıkıştırılmaya çalışılıyor. Devlet terörü sarmalı. Deniz’i bizden alan da işte budur.

HDP yalnızlaştırılamadı

Bugüne kadar yaratılan korku iklimine, darbe hukukuna rağmen HDP, Deniz Poyraz gibiler sayesinde yalnızlaştırılamadı, tasfiye edilemedi. Kürtler’in, kadınların, devrimcilerin, demokratların iradesi kırılamadı. Tam tersine halk 7 Haziran’dan sonra iki kez daha HDP’yi TBMM’ye soktu. Kayyım darbesiyle yine elinden alınmış olsa da yerel yönetimleri 2. kez tekrar kazandı. Zamanı gelmiş bir söz gibi, geniş toplum kesimleri tarafından her şeye rağmen sahiplenildi. Deniz’i İzmir’de seçim çalışmasında tanıdım. İlk etapta partinin mutfak çalışanı Fehime annenin kızı olarak tanıdım. Ancak kısa zamanda fark ettim ki Deniz ve ailesi aynı zamanda HDP’yi HDP yapan, adı sanı bilinmeyen milyonlardandı. Deniz Poyraz 7 Haziran’da da seçim kampanyalarımızın en aktif üyelerindenmiş. Kendimin de içinde yer aldığı 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimlerde de en önlerdeydi. Ve tabii Deniz de yargı sopasından nasibini alanlardandı. Katledildiği günlerde davası görülecek, duruşmaya gidecekti.

Kim olduğunu unutmadan yaşamak

Deniz’in hayatı Kürt kentlerinden metropollere sürüklenen yani zorla göç ettirilenlerin   hikayelerinden biri. Deniz’in anne ve babası 1980’lerin başında asker tarafından koruculaşmaya zorlandıkları Mardin’deki köylerini terk etmişlerdi. ’82’de babası Abdulillah ailesiyle İzmir’e yerleşmiştir. Mardinli olan ancak aynı sebeple Amed’e göç etmiş olan annesi Fehime Poyraz çocuk yaşta İzmir’e gelin geliyor. Zorunlu göçle İzmir’e savrularak burada yeni bir yaşam kurmaya çalışan iki Kürt gencinin zorlu hayat mücadelesi Kadifekale eteklerinde geçiyor. Brezilya’nın barioları gibi Kadifekale gecekonduları da kente tutunmaya çalışan her renkten “ötekileştirilenlerin” sığınağı.  Buradaki  gece kondularında Poyraz çiftinin ilk göz ağrıları Deniz dünyaya geliyor. 9 çocuğun en büyüğü Deniz kısa zamanda Poyraz çiftinin arkadaşları, yoldaşları, evin direği,  tutunacakları dal oluyor. Poyraz ailesi ne geldikleri yeri ne de kim olduklarını unutmuştur İzmir’de. Tutuştukları ekmek kavgası, yoksullukla ve yoksunlukla baş etme çabası, özgürlük ve eşitlik talebi için yürütülen mücadeleyle iç içedir. Kim olduğunu unutmadan yaşamak, siyasi duruşunu terk etmemek devletin zulmünün de seni takip ettiğini bilmektir. 

“Yıkılmam, dimdik ayaktayım”

Merdivenaltı lokantalarda, inşaatlarda günübirlik işlerde çalışarak, kızgın güneşte, rüzgarlı yağışlı havalarda Konak sokaklarında gevrek satarak, güvencesiz işlerde ter dökerek büyütülen 9 çocuğun en büyüğü Deniz;  evleri basılan, defalarca gözaltına alınan, tutuklanan anne, baba ve ikisi hala tutuklu kardeşlerinin evdeki kolu kanadı, mahpusta ziyaretçileri olmuştur. Deniz böyle biridir işte. 17 Haziran sabahı İzmir’de hava kurşun gibi ağırlaştı. İzmir İl Binamızın camından “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz, İstanbul Sözleşmesi yaşatır, 2021 yılının ilk üç ayında 88 kadın katledildi” yazılı pankart rüzgârda acı acı sallanıyordu. Sokağımızda siren sesleri, sloganlar, uğultulu kalabalık giderek artıyordu. O gün İzmir İl Binamızda sadece Deniz Poyraz öldürülmedi, bütün kadınlar,  ezilenler, Kürtler hedef alındı. Kalabalığa seslenirken bedenen küçücük Fehime annenin adeta devleştiğini hatırlıyorum. Çelimsiz kolunda sıkılı yumruğuyla oturtulduğu sandalyeden ayağa kalkarak; “Yıkılmam, yıkılamam, dimdik ayaktayım” demişti. Bütün katledilen mazlumlar adına konuşuyordu. Yüz yılların mücadele dağarcığından çıkararak konuşuyordu. Öldürülmüş, acı çekmiş ama direnmiş bir halkın evladı olarak bir kez daha ciğerleri yanarak sesleniyordu. Adını Deniz Gezmiş’ten doğru koyduğu kızı nezdinde, katledilmek istenen bu halkın umuduydu, birlikte yaşamaya ve barışa olan sönmeyen arzusuydu, inancıydı, her şeye rağmen direnerek ayakta kalma iradesiydi. 

Halk bu devleti tanıyor

“Bu, ne ilk ne de son olacak” sözü dillerde dolaştı o gün… Derler ki Kürtler ölüme alışkındır, eğer ölüm haberi almazlarsa bir tedirginlik başlar. Öyle bir tedirginliğin ortasında düşmüştü orta yere Deniz’in katliam haberi. Bir yanda Kobanê Kumpas davası, diğer tarafta “elimizden geleni yaptık” diyen bir Yargıtay Başsavcısı’nın sipariş üstüne AYM’de açtığı kapatma davası. İktidarın çürümüşlüğünün her gün yayınlanan videolarla ortalığa saçılması, nefret söylemi, adaletsizlik, büyüyen işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, ekonomik kriz ve iktidarın eriyen oyları. Deniz’imizi bizden alan katliam tam da böyle sıkışmış bir aralıkta gerçekleşti. Münferitmiş gibi gösterilmek istense de bu halk gerçekte ne olduğunu adı gibi biliyor; Mustafa Suphiler’den Abdi İpekçiler’e, Vedat Aydınlar’a, Musa Anterler’e, Tahir Elçiler’e kadar, 1 Mayıs 1977, Maraş, Sivas, Cizre bodrumlarına kadar sayısız örnekle bu devleti tanıyor. Deniz koymuştu adını annesi, sıcak kanlı, güleç bir insandı. Soma işçisi Ali Faik için dedikleri gibi Deniz de güpgüzel bir insandı. Kavganın tüm güpgüzel insanları gibi, Deniz Gezmiş gibi, Deniz Poyraz da ezilenlerin mücadelesinin harcı oldu. Şimdi üstümüze düşen Denizler’i yaşatmak için acıları yarıştırmak yerine acılarımızı ortak acılar haline getirmek, barış içinde yeni bir yaşam kurma iradesini elbirliği ile geleceğe taşımak. Çünkü Deniz’leri yaşatmalıyız.