Kereng zamanı

- Zîn KOÇER
41 görüntüleme
Baharın gelişiyle doğa ve dağlar şenlendi, rengarenklendi. Vadiler renkli yeşil bir halıyı andırırken, yansımasını şırıl şırıl akan derelere de veriyor. Sarı parlak güneş ise mavi göğün ortasından saldığı sıcak ısı ile bizi kucaklıyor adeta. Suya doymuş toprak tüm bereketini yüzeyine fışkırıyor. Derinden saldığı mis kokusu tatlı bir haz veriyor. “Yine yeşillenmiş bizim dağlar” diye mırıldanıyor Amed’li Berivan.

Yok, bu sefer bir yolculukta değilim. Ne sırtımda çanta ne de aşmam gereken bir dağ var önümde. Bir gerilla mangası (barınak) önünde oturmuş kuş cıvıltılarını dinliyoruz. Her türden kuş sesi yaşama canlılık katıyor. Kulaklarımın pasını siliyorlar adeta. Etrafımda olup biten ve gördüğüm güzellikleri sizlerle de paylaşmak için kalem ve defteri çıkartıyorum. İçinde yaşadığım güzellikleri, gerillanın gülüşlerini, yürüyüşlerini, cesaretlerini ve yaşamdaki birçok detayı yazmak beni mutlu ediyor. Yazılacak o kadar çok şey var ki… Hiç zaman kaybetmeden karşımdaki, sağ ve solumdaki herşeyi, tüm gördüklerimi hemen yazmak istiyorum.

Güzel bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?

Gördüklerimi, yaşadıklarımı yazarak, onları bir kere daha hafızama kazımış oluyorum.  Burada yaşamış olduğum zorluk ve güzelliklerin sorumlusu ben olduğuma göre; burada yaşadığım her anıyı, duyguyu, sevinci, yaşadığım müddetçe hatırlamak ve hatırlatmak isterim. Benimle güzel bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? Gözlerinizi kapatmanıza gerek yok. Sadece birkaç dakikanızı ayırarak sizleri masal değil, yüreğinizin hep gitmek istediği ama bir türlü gidemediği o güzel çocukların diyarına götürmek istiyorum. İlk gördükleriniz karşısında yaşadığınız şaşkınlığı bir kenara bırakalım. Ben de ilk dağa geldiğimde tanık olduklarım karşısında aynı şaşkınlığı yaşamıştım. Örneğin ben; dağın bir tane olduğunu ve bütün gerillanın hep aynı dağın etrafında konumlandığını sanıyordum. Öyle bir düşünceye nereden kapıldığımı ben de bilemiyorum. Akabindeki zaman diliminde gerillanın mekanlarını dolaşma fırsatım oldu.  Gerillanın kendine has farklı bir yaşam gerçeğini  nasıl da ördüğünü gözlerimle gördüm. Gerillanın yaşamını sürdürdüğü birçok alan olduğunu ve her alanın kendine göre dağı, tepecikleri, su ve dereleri olduğunu gezerek gördüm.

Yağmur ve güneşin beraber olduğu zamandayız

Haydi yolculuğumuza başlayalım! Uzun bir yolculuğun ertesindeyiz.  Yeşil bir örtüyle serilmiş arazinin en kamuflajlı yerinde konumlanmışız. Nisan ayı olması itibarıyla yağmur ve güneşin beraber olduğu zamandayız. Rüzgar yok, tam tersine sıcak bir hava hakim. Yani hayal edebildiğiniz kadar ılımlı. Etrafı açık, üstü kapalı gerillanın kamelyasındayız. Kamelyanın bir iki metre uzağında yemek ocağı kurulmuş; siyah çaydanlık yine üzerinde. İnce sayılmayacak odunlar yan yana dizilerek oturaklar yapılmış. Ve sen tam da ocağın solunda oturuyorsun. Etrafın salgıladığı huzurun bilincindesin, onun verdiği hazı yaşıyorsun. Bir iki metrelik bir su yatağının ayırdığı vadinin kuzeyindeki düz bir yamacın keyfini sürüyorsun. Sarı ve laleye benzer kan kırmızısı çiçeklerin süslediği yerin karşısındasın. Hemen aşağımızda bulunan su, az olmasına rağmen kuşların cıvıltılarına karışarak güzel bir aheng yaratıyor. Ateş üzerindeki siyah çaydanlıkta kaynayan suyu unutma. Çay demlemesi ve sonrasında çayı servis etme sırası sende.

Sincapların ağaçlandırdığı ormanlar

Ve nihayet çaylarımız elimizde, manzarayı anlatmaya devam ediyorum. Tatlı bir kavgaya girişen iki sincaba takılıyor gözlerimiz. Sincapları pür dikkat izleyen Berivan hemen atılıyor: “Ben sivildeyken bu hayvanların bu kadar çalışkan, ürkek ve hassas olduklarını hiç bilmiyordum. Hatta onlardan çok korkardım.” diyor. “Bir de sincapların çok unutkan hayvanlar olduklarını biliyor muydunuz?” sorusunu yöneltiyor.  Kendimden emin bir edayla, “evet, biliyordum” diyorum. Bunu Hakkarili Zozan’dan öğrenmiştim. Berivan arkadaş sincaplar hakkında sahip olduğu bilgiyi paylaşmaya devam ediyor: “Bu minik hayvanlar palamut, ceviz, vb. yiyecekleri her yere gömüyorlar, ancak o kadar çok gömüyorlar ki birçoklarını unutuyorlar. Bundan dolayı her taraf ağaçlarla dolu. Bunun hem doğaya hem de insanlığa faydası çok. En çok da gerillanın işine yarıyor.” İlk çaylar içildi ama bir ikincisini de almakta ısrarlıyız.

em ağacı beyaz bir kuğu, zarafet abidesi gibi

Bulunduğumuz yer yeşillik bir alan olmasına rağmen ağaçlar tam olarak büyümemiş. Badem ağaçları dışındaki diğer ağaçların daha yeni yeni tomurcukları patlamakta. Buradaki ağaçların çoğu palamut. Ancak elma, üzüm bağları ve yeşil erik, armut ağaçları da var. Yeşillenen doğayı rengiyle tamamlayan ağaç ise badem ağacıdır. Beyaz bir kuğu misali, zarafetin abidesi gibi, şiir kadar etkileyici, durgun, güzel, saf, beyaz çiçekleriyle şairi şiir edebilecek güçte varlığı… İnsanı her yerde badem ağacı dikmeye iten bir varlık. Onu da kadrajımıza almadan geçmek yok. Çok güzeller öyle değil mi?

İki kadın gerilla bize doğru geliyor

Gözlerimizi arazide gezdirmeye devam ediyoruz. Badem ağaçlarının hemen yukarısında yamuk bir çizgiyi anımsatan gerilla patikası geçiyor. Patikanın hemen yukarısında sık bir ormanlık var. Gözlerimizi aşağılara kaydırdığımızda iki kadın gerilla yoldaşın bize doğru geldiğini görüyoruz. Silahlarının yanı sıra ellerindeki poşetler dikkatimizi çekiyor. Gülen gözleriyle selam verdikten sonra kereng (kenger) zamanı olduğunu hatırlatıyorlar. Yoldan gelirken topladıkları kerengleri göstererek bizi de kereng yemeye davet ediyorlar. “Ne iyi insanlarsınız, biz de akşama doğru kereng toplamaya gidecektik, bu durumda gitmemize gerek kalmadı” diyoruz. Ve tek tek kerengleri toplamaya koyuluyoruz. Böylelikle öğlen yemeğimiz de doğadan. Bir saat içerisinde balık gibi kızartılıp hazırlanan kerengler afiyetle yendi. Sana da afiyet olsun. Ve böylelikle dağ ve dağların güzel çocuklarının sana sunduğu bu kısa ve güzel yolculuğun sonuna geldik. Umarım keyif almışsındır. Bundan böyle tek başına da bu yolculuğa çıkabilir, farklı farklı maceralar, anılar yaşayabilirsin.