“Dünün endişeleriyle donatılmış bir kalpten bir şey bekleme!”

- Fidan YILDIRIM
248 görüntüleme

“Şiddetle değişen bir dünya, ancak daha çok şiddetin var olduğu bir dünya olur.”

“İnsan zorunluluğa neden maruz kaldığını bilemediği takdirde özgür olamaz ve kendisini zorunluluktan kurtarmaya çalışması da onu hiçbir zaman özgür kılmaz.”

Hannah Arendt-3Bir Alman siyaset bilimci olan Johanna Hannah Arendt çoğu kişi tarafından felsefeci olarak tanımlansa da o, kendisine ilişkin bu tanımlamayı reddetmiştir. Gerekçe olarak da, felsefenin “bireyin kendisi”ne dair sorunlarla uğraştığını oysa kendi çalışmalarının “tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa” odaklanmış olduğunu ifade etmiştir. Çalışmaları; gücün doğası, politik konular, doğrudan demokrasi, otorite ve totalitarizm konuları çerçevesinde olmuştur.

Hannah Arendt, 14 Ekim 1906’da Alman İmparatorluğu’nun o zamanlar bağımsız bir şehri olan Aşağı Saksonya’ya bağlı Linden şehrinde Martha Cohn ile Paul Arendt’in kızı olarak doğdu. (Linden bugünkü Hannover’in bir parçasını oluşturuyor.) Königsberg ile Berlin’de büyüdü. Dindar bir Alman Yahudi ailenin çocuğuydu.

20. yüzyıl düşüncesine etkide bulunan ve “varlık’ın anlamı nedir” sorusuna cevap arayan filozof Martin Heidegger ile birlikte Marburg Üniversitesi’nde felsefe çalışan Arendt onunla uzun süren fırtınalı ve romantik bir ilişki yaşadı. Daha sonraki yıllarda Arendt bu ilişkisinden dolayı çok eleştirilmiştir. Zira, Heidegger Freiburg Üniversitesi rektörlüğünü yaparken Nazileri desteklemişti.

Hannah Arendt, Heidegger’den ayrıldığı bir süreçte Heidelberg’e taşınarak orada varoluşcu felsefeci Karl Jaspers’in danışmanlığında “Aziz Augustine’in düşüncesinde aşk kavramı” üzerine bir tez yazmaya koyuldu. Arendt’ın tez çalışması 1929 yılında yayınlanmasına karşılık, 1933 yılında Yahudi olduğu gerekçesi ile gerekli hocalık niteliklerine sahip olmadığı belirtilerek, Alman üniversitelerinde ders vermesi engellendi. Arendt bir süre anti-semitizm üzerine araştırma yaptı ve  hemen ardından 1933’de Gestapo tarafından kısa bir süreliğine tutuklandı.

Arendt, 1929 yılında Berlin’de Günther Stern (daha sonra Günther Anders adıyla tanınmıştır.) ile evlendi, ancak bu evlilik 1937 yılında boşanmayla sonuçlandı.

Almanya’da Yahudi kimliği nedeniyle Nazi polis örgütü Gestapo’nun hedefi haline gelen Hannah Arendt çareyi 1933 yılında Paris’e kaçmakta buldu. Orada eşinin kuzeni, edebiyat eleştirmeni ve Marksist gizemci filozof Walter Benjamin ile dost oldu. Burada kaldığı sürece kendisi gibi Fransa’ya sığınmış olan Yahudi mültecilere destek olmaya ve yardım etmeye çalıştı. 1937’de Alman vatandaşlığından çıkarıldı. 1940 yılında Alman Komünist Partisi’nin eski üyelerinden, Alman şair ve Marksist felsefeci Heinrich Blücher ile evlendi. Aynı yıl Almanya ordusunun Kuzey Fransa’yı işgal etmesiyle, Fransa’da iktidarda olan Vichy rejimi yabancı Yahudileri işgal altında olmayan Güney Fransa’daki toplama kamplarına göndermeye başladı. Arendt kapatıldığı Gurs Kampı’nda “yabancı düşman” suçlamasıyla göz altına alındı.

Hannah Arendt-2Göz altına alındıktan birkaç hafta sonra kaçmayı başaran Arendt, eşi ve annesiyle birlikte 1941 yılında Fransa’yı terk ederek ABD’ye gitti. Amerika’ya gidişlerini sağlayan, onlara sahte vize veren Hiram Bingham isimli bir  Amerikalı diplomattı. Bingham 2500 kadar Yahudi mültecinin aynı şekilde, sahte vizelerle Amerika’ya gitmelerini sağlamıştı. Varian Fry isimli insancıl bir başka Amerikalı da Arendt ve ailesinin vize almalarında yardımcı oldu ve yol paralarını karşıladı. New York’a ulaştıktan sonra Arendt, Alman Yahudi toplumu içinde aktif bir rol oynamaya başladı. 1941-1945 yılları arasında Alman dilinde yayımlanan haftalık Yahudi gazetesi “Aufbau”da köşe yazarlığı yaptı. 1944 yılından itibaren, Avrupa Yahudileri Kültürel Yeniden Yapılanma Komisyonu için  araştırma yöneticiliği yapan Arendt bu görev çerçevesinde sık sık Almanya’yı ziyaret etti.

4 Aralık 1948’de ‘The New York Times” gazetesinde yayınlanmak üzere hazırlanmış Filistin için ortak bir mektuba Albert Einstein, Hannah Arendt ve başka bazı tanınmış şahsiyetler imza attılar. Bu mektupta, daha sonra İsrail’in başbakanlığına gelecek olan Menahem Begin’in ABD ziyareti protesto ediliyor; kamuoyu Menahem Begin’in partisinin faşist karakteri ve siyonist amaçları konusunda uyarılıyor ve “Deir Yassin” katliamı teşhir ediliyordu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya dönen Arendt, binlerce Yahudi çocuğu soykırımdan kurtararak İngiliz mandası altındaki Filistin’e götüren “Youth Aliyah”( Aliyah Gençliği) isimli Siyonist örgüt için çalışmaya başladı. Marburg Üniversitesi’de birlikte felsefe okuduğu ve fırtınalı bir duygusal ilişki yaşadığı Martin Heidegger ile ilişkisini sürdürdü ve Almanya’nın eski Nazilerden arındırılması çalışmaları sürecinde onun lehine tanıklık etti. Geçmişte tezini hazırlarken desteğini aldığı felsefeci-psikolog Karl Jaspers ile de derin bir entelektüel arkadaşlık geliştirerek o ve eşi ile yakın dost oldu. Bu dönemde ayrıca Amerikalı yazar Mary McCarthy ile mektuplaşmaya başladı.

1950 yılında Hannah Arendt ABD’nin doğal vatandaşı oldu. California, Berkeley, Princeton ve Northwestern üniversitelerinde misafir öğretim görevlisi olarak dersler verdi. 1959’da Princeton Üniversitesi’nde ilk tam kadrolu kadın profesör olarak görev yaptı. 1963-1967 yılları arasında Chicago Üniversitesi’nde dersler vermenin yanısıra “Sosyal Düşünce Komitesi”nin de bir üyesiydi. Manhattan’daki ‘The New School’ (Yeni Okul) ile Yale Üniversitesi’nde de dersler verdi. 1961-62, 1962-63’de Wesleyan Üniversitesi’ndeki ‘Yüksek Öğrenim Merkezi’nde eğitmenlik yaptı.

1962’de Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi’ hocalığına ve ‘Amerikan Edebiyat ve Sanat Akademisi’ üyeliğine seçildi.

Hannah-Arendt-4Arendt, 1974 yılında Stanford Üniversitesi’nde ‘Planlanmış Liberal Eğitim’in gerçekleştirilmesinde yardımcı oldu. Üniversite’nin o zamanki başkanına bir mektup yazarak, Mark Mancall’ın yerleşim yeri esasına dayalı insani proğramlar perspektifinin kabul edilmesi için üniversiteyi ikna etmeye çağırdı.

Hannah Arendt 4 Aralık 1975’de 69 yaşındayken New York’da kalp krizi geçirerek yaşama veda etti. New York’a bağlı Annandale-on Hudson’da eşi Heinrich Blücher’in uzun süre ders verdiği Bard Kolleji’nin mezarlığında eşinin yanına gömüldü.

Eserleri:

Hannah Arendt yaşamı boyunca birçok esere imza atmıştır. Eserlerinde daha çok; iktidar, politikanın özneleri, otorite ve totaliterlik konuları üzerinde durmuştur. Çalışmalarının çoğunda eşitler arasındaki kolektif politik eylem ile eş anlamlı olan özgürlük kavramının doğrulanmasına odaklanmıştır.

“Politikanın bittiği yerde özgürlük başlar” şeklindeki varsayıma karşı çıkarak, özgürlüğün kamusal ve birlikteliğe dair bir kavram olduğunu savunur; antik Yunan şehir devletleri, Amerikan kasabaları, Paris Komünü, 1960’lı yıllardaki toplumsal özgürlük hareketleri ile başka alanlardan çeşitli örnekleri tezinin kanıtları olarak sunar.

En önemli eserlerinden biri olan ve 1958’de yayınlanan “İnsanlık Durumu”nda emek, iş ve eylem arasındaki farkları ve bu farkların yol açtığı önemli sonuçları irdeler; politik eylem teorisini detaylandırır.

İlk büyük eseri, “Totaliterizmin Kökenleri”nde Komünizm ve Nazizmin kökenlerini ve bunlarla antisemitizm arasındaki bağlantıları incelemiş; ancak bu kitabı, bağdaştırılamaz iki konuyu kıyasladığı eleştirilerine uğrayarak yoğun tartışmaları da beraberinde getirmiştir.

“Eichmann in Jerusalem” (Eichmann Jerusalem’de) kitabına dönüşecek olan, Eichmann davasına ilişkin ‘The New Yorker’ dergisindeki anlatımlarında kötülüğün temellerini irdelemiştir. Cevabını aradığı soru şudur: “Kötülük temel ve kökten bir şey mi yoksa basitçe insanların banalitesinin-sıradan insanların diğerlerinin emirlerine uyma ve eylemlerinin ya da eylemsizliklerinin sonuçlarını düşünmeksizin çoğunluk görüşüne itaat etmelerinin bir sonucu mudur?” Kötülüğün kaynaklarını irdelemesine vesile olan Otto Adolf Eichmann, Nazi Almanyası’nın Yahudiler konusundaki politikasının belirlenmesinde önemli katkıları olan ve bu konudaki Nazi uygulamalarında etkin rol oynayan bir Alman subayıydı. 1946’da göz altındayken kaçıp Arjantin’e gitmiş, 11 Mayıs 1960 ‘da İsrail Gizli Servisi’nce yakalanıp getirildiği İsrail’de yargılanarak 31 Mayıs 1962’de idam edilmişti.

Hannah Arendt’ın öldüğünde yarım kalan ancak günümüzde hala okunan son kitabı,” The Life of the Mind” (Aklın Hayatı) adını taşımaktadır. Arendt’ın burada değinilmeyen daha başka kitapları da vardır.

Hannah Arendt, 1975 yılında, Avrupa kültürüne olağan üstü katkıları olanlara Danimarkalı yazar Carl Johan Sonning anısına verilen ‘Sonning Ödülü’nü almıştır.