Erkek dayanışmasına karşı tarihin seyrini belirleyen kadınlar

- Filiz KERESTECİOĞLU
246 görüntüleme

DOVIZ-KATIL DEVLET-MANISAYıllardır kadınların tartışmaya yer bırakmadan tüm pankartlara ismini öfkeyle yazdıkları bir “kadir-i mutlak” vardır: “Erkek Devlet!” Nesrin’in, Çilem’in davasının hakimi; Beyaz Toroslarda, işkence odalarında, Cizre’de bir duvar dibinde, Varto’ta karanlığın ortasında yaşadığımız ve artık kat’a utançla gizlemeyeceğimiz cinsel şiddetin müsebbibi; erkek egemenliğini örgütleyen ve ayakta tutan “Erkek Devlet”…

Yüzden fazla kadının hayatını kaybettiği, binlerce kadının emekle kurduğu yaşamlarını paramparça eden, kelimenin sahici anlamıyla bedenlerimizi lime lime eden savaş yüzünden, ismini daha bir hınçla anacağımız “Erkek Devlet”…

“Erkek Devlet”in planlarını hangi araçlarla uygulamaya koyduğuna, milliyetçiliği, İslamcılığı ve erkek egemenliğini nasıl kullandığına ve farklı coğrafyalardan kadınların bu savaşa nasıl yanıt verdiklerine bakmak, yaşadıklarımızı anlamalandırmamıza ve karşı araçlar üretmemize yardım edecektir.

AKP, henüz kirli savaş planını uygulamaya koymamıştı… Kadınların 90’lı yıllarda yoğunlaşan hakikatlerini nihayet duyacağımız, acılarını iyileştireceğimiz umudunu taşıyorduk. Sorumluların yargılanması için, barışı kadınlarla örmek için yollar aramaya başlamıştık. Bugün ise Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de yüzlerce kadının yeni hakikatleri ile yüzleşiyoruz. Bugün, bu hakikatleri duymamız ve kadınlar arasında yaygınlaştırmamız, unutmamamız; yani “direnmemiz” gerekiyor.

Savaşın ortasında yeniden üretim emeğini, ev emeği ve bakım emeğini üstlenmek zorunda kalmış, evlerinden çatışma bölgelerine, bedenlerini ve benliklerini işgal eden savaşın bu erkek egemen yüzüyle tekrar tekrar tanışan kadınların hikayeleri, sadece bir mağduriyet tarihi değil; bir direniş tarihi de aynı zamanda… “Mağdur kadın mı özne kadın mı?” ikiliğini feminist hareket, uzun süre önce gündemine almıştı. Şiddet uygulayan erkekleri öldürmek zorunda kalan, yahut cinsel şiddete uğrayan kadınları, IŞİD gibi örgütlere karşı mücadele edenleri yalnızca mağdur addedersek, kadınların kendi hayatlarını -ve kimi zaman sorumluluğunu taşıdıkları çocukları ve yakınlarının hayatlarını- korumak için verdikleri mücadeleyi görmezden geliriz. Bu sebeple, karşılarındaki erkeklerin aksine; güç göstermek, sözlerini geçirmek, iktidar kurmak için değil; yaşamlarını savunmak için öldürmeye mecbur kalan Nevin gibi, Çilem gibi kadınlar ve IŞİD’e El Nusra’ya karşı savaşan kadınlar, hem erkek egemenliğinin mağduru hem de mücadelenin öznesidirler.

Özsavunma, aslında kadınlar “yalnızca yaşamak için” öldürmeye mecbur kalmasınlar diye, kadınların bir arada örgütlenmesi; savunma tekniklerinden, dayanışma ağlarına, kendi öznel ve maddi koşullarının gerektirdiği mücadeleyi örmeleri anlamına da geliyor.

Kadınların mücadelesinin içeriğini yaşadıkları maddi koşullar belirliyor. Adana’da Çilem’in davasını takip eden feminist kadınlar da, Rojava’da binlerce kadına işkence ve tecavüz eden çetelere karşı kendi ordularıyla mücadele eden kadınlar da, sosyal medyada kendisini taciz eden adamı ifşa eden kadınlar da, üniversitedeki tacizci akademisyenin sınıfını basan kadınlar da, fabrikada kendisine cinsel şiddet uygulayan ustabaşına dava açan işçi kadın da, Cizre’de Cudi Mahallesi’nde devletin kolluk kuvvetlerinin erkek şiddetini bağıra bağıra yüzlerine vuran kadınlar da yaşadıkları koşulların mümkün kıldığı bir direnişi örüyorlar.

SILOPI - JOH POHBugün İslamcılığın, milliyetçiliğin ve erkek egemenliğinin bitmeyen savaşları kadınların bedenleri ve benlikleri üzerinde devam ediyor. Siyasi bir hareket olan feminizm, evlerden toplumsal alana ve savaş cephesine, kadınların içinde bulunduğu tüm bu savaşlar karşısında kadınların isyanını sahiplenmiş ve bunu siyasi bir araç olarak kullanmıştır.

Bugün Kürt kadınlar, İslamcı çetelere ve kimi zaman bu çeteleri andıran imgelerle, kimi zaman  ise 90’ların imajlarıyla savaşan “erkek devlet”e karşı mücadele ediyorlar. Arap ulusalcılığının ve Pan Arabizmin gerilemesiyle İslam’ın siyasal biçimleri son yirmi yılda yeniden dirildi. [1]  Bu örgütlerin köklerinde, soğuk savaş döneminde ABD ve İsrail’in hem kadrolarıyla hem de maddi ve silah yardımı yoluyla, Filistin Halk Kurtuluş Örgütü gibi yapıların karşısına çıkarmak üzere desteklediği Hamas gibi örgütler yahut SSCB’ye karşı desteklenen, Pakistan medreselerinde eğitim görmüş İslami cihat hareketleri vardır. Soğuk savaş döneminde anti-emperyalist bir ulusçuluğa ve elbette komünist bir hükümetin yönetimine karşı bilinçli olarak yaratılmış bu siyasal İslamcı örgütlerin torunları, bugün Ortadoğu coğrafyasından başlayıp Avrupa’daki patlamalarla devam eden bir savaşı başlattılar.

Her savaşın erkeklere vaat ettikleri vardır. Bu kimi zaman IŞİD’in yaptığı gibi, “emval-i menkûle”nin ve kölelerin bölüşümüne yani talana ve tecavüze dayanan bir ekonomik sistem ile açıkça örgütlenir, kimi zaman ise ulus devletler, özellikle halkın desteğini yitirmeye başladığını hissettiği anda milliyetçiliğe tutunur. Devletler, ‘mert erkek’ ideallerini ve erkek dayanışmasını güçlendirir, erkekler kahramanlaştırılır. Vatan, onuru mutlak korunması gereken kadın imgesiyle çizilir, “düşman” ise farklı bir biçimde kadınsılaştırılır. Savaş cephelerinde mağlup edilemeyen düşmanın direnişi, düşmanla özdeşleştirilen kadın imgesine saldırarak kırılmaya çalışılır. Kadınlar, savaşlarda cinsel saldırılara uğrarlar, kimi zaman ise Kürt illerinde yaşandığı gibi simgesel olarak “aşağılanırlar.” JÖH, PÖH gibi özel hareket birimlerinin işgal ettiği evlerine dönen kadınlar, istisnai olmayan, sistematik bir eylemle karşılaştılar. Kadınların çamaşırları ortalara atılmış, çıplak kadın fotoğrafları, erektil disfonksiyona karşı kullanılan ilaçlar ve kullanılmış prezervatifler yatak odalarına bırakılmış, duvarlara evde kalan kadınların isimleriyle küfürler yazılmıştı…

Ne var ki, savaşın bu erkek egemen yüzü yalnızca bu savaşa özgü değil. Bosnalı Sırplarca kadınlara yapılan sistematik tecavüzler, Ruanda’da ve Bengladeş’teki tecavüzler yalnızca yakın zamandaki savaşlardan örnekler. İran-Irak SILVAN - KADIN - DUVAR YAZISISavaşı’nda Ayetullah Humeyni, savaş dullarına savaş malulleriyle evlenme ve bunların bakıcıları olma emrini vermiştir. [2] Iraklı Kürt kadınlara karşı, Enfal kampanyası, yani Kürt bölgesinin Araplaştırılması politikası sırasında tecavüz yine bir silah olarak kullanılmıştı. Irak’ta 1982 yılında, Devrim Komite Konseyi, ülkenin kuzeyini Araplaştırma politikası doğrultusunda Arap erkekleri Kürt kadınlarla evlenmeye zorluyordu. Kürt kadınlar, bu süreçte işkencelerden geçirildi, cinsel saldırılara uğradılar. Üstelik toplum da kadınların yaşadıkları karşısında kadınları büyük ölçüde yalnız bırakmıştı. Toplumdaki “şeref” ve “utanç” kavramları nedeniyle birçok evli kadın, yaşadıklarını kendilerine saklamak durumunda kalıyorlar; çoğunlukla dul veya bekar kadınlar olası bir hamilelik durumunda yaşadıklarını anlatıyorlardı. Savaş ardından kadın cinayetlerinin arttığı söyleniyordu. [3]

“Erkek dayanışması” savaşan erkekleri seferber etmek amacıyla pek çok farklı biçimlerde kullanılır, tarihin seyrini belirleyen ise kadınların direnişidir.

Savunma tekniği öğrenen genç kadından, “kendi özsavunmamı yaptım” diyen Çilem’e, IŞİD’in yanı sıra El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi gibi çetelere karşı savaşanlara… Kadınlar; erkekleri, çeteleri ve devleti ürkütüyorlar. Artık çok daha az kadın utanıyor. JÖH/PÖH imzasıyla işlenen; ancak 90’ların devlet hafızasını taşıyan savaş suçları, IŞİD’in kadınlara karşı yürüttüğü savaş ve tek tek evlerde kadınların yaşadığı şiddeti artık açıklıkla kadınlar kendi anlatılarıyla tarihe not düşüyorlar. Kadınların meydan okuyuşu karşısında kadınlara iktidar ve güç göstermek, erkeklere özgü bir hak olmaktan ziyade bir “cürret” meselesi haline geliyor.

[1] Sharon Smith, Women and Socialism: essays on women’s liberation (Haymarket, Chicago, 2005) [Türkçesi: Kadınlar ve Sosyalizm, çev. Etkin Bilen Eratalay, Yordam Kitap, 2012]

[2] Nira Yuval-Davis, Gender and Nation (Sage Publication Ltd., Londra, 1997) [Türkçesi: Cinsiyet ve Millet, çev. Ayşin Bektaş, İletişim, 2009]

[3] Najde Sadig Al-Ali, Untold Stories from 1948 to the Present (Zed Books, 2007) [Türkçesi: Iraklı Kadınların Anlatılmayan Öyküsü 1948’den Bugüne, çev. Yasemin Tezgiden, İletişim, 2009]