‘Bitkilerin iyileştirici gücünü keşfediyoruz’

- Newaya Jin
220 görüntüleme

1Gerillaların Kürdistan dağlarında geliştirdiği alternatif tıp çalışmaları gün geçtikçe daha fazla dikkat çekiyor. 2010 yılından itibaren Medya Savunma Alanlar’ında doğal tıp ile sağlık hizmeti veren Şehit Uta Doğal Tıp Merkezi üyesi Axin Qamişlo “Özgürlük hareketimizin felsefesinde de doğanın özel bir önemi var. Amaç sadece doğayı korumak değil, aynı zamanda doğanın bir parçası olarak insanın kendisini doğada bulmasıdır. Doğal tıbbın sistemden farkı sadece tedavide kullandığı ilaçlar değildir, insanın doğasına göre yaklaşması da söz konusudur.  Doğal tıp insanı kendi doğasıyla yeniden buluşturur” diyor.

Axin Qamişlo, doğal tıp yöntemlerini ve amaçlarını gazetemize değerlendirdi.

Bu işe nasıl ve ne zaman başladınız?

Biz bu işe öncelikle araştırma ve eğitim çerçevesinde başladık. Önce bitkileri tanımamız gerekiyordu. Bu çalışmayı yürütürken toplumdaki kadınların tecrübelerinden yararlandık. Pek çok yaşlı insandan aldığımız deneyimi kayıt altına da aldık. Bizim gerilla olarak önceden de bu konuda kimi tecrübelerimiz vardı. Gerilla doğa ile iç içe yaşadığı için çoğu bitkiyi tanır ve kullanır. Ancak bu bitkilerin sağlık hizmetinde kullanılması ve bu hizmetin resmi olarak kurumsallaşması 5 yıl önce kadınların öncülüğünde gerçekleşti. Başlangıçta belirttiğim gibi halktan edindiğimiz bilgileri kayıt altına alıyor, onlarla birlikte ot toplamaya gidiyorduk. İlk iki yıl çalışmalarımız hep bu şekilde devam etti. Gerillada da örneğin, heval Beritan Karakoçan gibi bu konuda uzman eski arkadaşlar da vardı. Herkes ona ‘doğa ana’ diyordu. Biz heval Beritan’dan da eğitim aldık. Bizim hocamız gibiydi, bu işin erbabıdır. Hem bu arkadaşların tecrübeleri, hem bizim edindiğimiz tecrübeler, bu işi yürüten ekibin gelişimine katkı sundu. Ayrıca, bu işe başlamadan önce hastanede sağlıkçı arkadaşlarla da birlikte çalıştık. Laboratuvarda, ilkyardımda ve ilaçları tanımada bize yardım ettiler. Uzman doktor arkadaşlardan sağlık eğitimi de aldık. Ekibimizin bu anlamda da tecrübesi oldu.  Kurumumuz şehit Uta adına kuruldu. Uta Schneiderbanger Alman bir arkadaştı, doktordu ve doğal ilaç çalışmasını dağda geliştirmek istiyordu. Hedefi buydu, ancak bir trafik kazası sonucu şehit düştü. Şehadeti sonrası doğal tıp çalışmaları onun anısına kurumlaştı.

Neden doğal tıp kurumunda sadece kadınlar çalışıyor?

SONY DSCKadın doğası gereği doğayla daha çok iç içe. Doğayı daha iyi tanıyor, çünkü kendisinin onun bir parçası olduğunun bilincinde ve bunu hissediyor. Kadınlar doğayı daha çok araştırıyor, doğayı tanıdıkça aslında kendinden parçalar bulmaya başlıyor ve kendisini doğayla bütünlüyor. Bu nedenle daha çok kadınlar doğal tıp alanımızda çalışma yürütüyorlar. Nasıl ki kadınlar neolitik süreçte bitkileri keşfedip tarım devrimini yaptılarsa, bu gün de kadınlar aslında doğal tıp sayesinde yeniden kendi bilme güçlerini açığa çıkarmaya çalışıyorlar. ‘Doğaya ve anaya dönüş devrimi’ diyelim buna. Ayrıca kadınlar erkeklerden daha çok bitkilerle ilgileniyorlar, onları daha iyi tanıyorlar. Tarihte cadı, büyücü ya da şeytan olarak tanımlanan kadınlardan bize miras kalan bu tedavi yöntemlerini bugün bilimle buluşturuyoruz. İnsanın doğal bilimiyle. Kadınlar bu bilimi yıllar önce geliştirdiler,  erkekler ise bu tedavi yöntemlerinin kimyasını bozup bir sektör haline getirdiler. Şimdi de bizler bu dağlarda yeniden doğanın iyileştiren yüzünü ortaya çıkartıyoruz. Doğanın anacıl, iyileştirici, sevecen yüzünü doğal tıp alanında yeniden biz kadınlar gün yüzüne çıkartıyoruz ve sunuyoruz.

Doğal tıbbın iyileştirici gücüne inanan bir kadın olarak toplumda yoğunca yaşanan hastalıkları, sağlık sorunlarını nasıl değerlendiriyor sunuz?

Kapitalizmin yaratmış olduğu sistem zaten hastalıklı bir sistem. Kanserleşmiş sorunlarla toplumun yapısını kangrene döndürüyor. Ruhsal ve fiziksel olarak insanı çürütüyor. Kanser üreten bir sistemin sağlık politikasından ya da tedavi yöntemlerinden bahsetmek havanda su dövmeye benzer. Çünkü ne kadar hastalık sayarsan say, o hastalıkların tedavisi için kullanılan ilaçların hepsi de hastalık üreten ilaçlardır. Zaten sistemin kendisi kendi varlığını sürdürebilmek için hastalıklı bir topluma ihtiyaç duyar. Sağlıklı düşünemeyen, fiziksel olarak her şeyiyle sisteme bağımlı insanlar türetir. Kısacası toplum, fiziksel ve ruhsal olarak sistemin bir kötürümü olsun ister. Bu yüzden de hastalıkları üretir, toplum kırımlar gerçekleştirir ve sonrasında ürettiği ilaçlarla iyileştirmeye çalışır ki zaten o ilaçlar da başka hastalıkların tetikleyicisi olur. Bir eliyle sistem yaranı iyileştirmeye çalışırken, diğer eliyle de başka yaralar açar vücudunda. Bu şekliyle kendisini yaşatır. Bu kadar hasta olmasa bu kadar doktora ve ilaç sektörüne ihtiyaç kalır mıydı? Verdiği her ilaç başka bir hastalığın tetikleyicisidir. Verilen her kimyasal ilaç insan metabolizmasını etkiler. İnsanın kimyası, toplumun kimyası bozulur. Mesela; insanın toplumsal anlamda yaşamış olduğu çözümsüzlüğün yaratmış olduğu stres baş ağrısı ya da farklı bedensel ağrılara neden olabilir. Bunun için doktora gidip “başım ağrıyor” dediğinizde direkt bir ağrı kesici elinize verir ve sizi gönderir. Hastalığın biyolojik etkenlerine bakılır, ama toplumsal ve sistemsel etkilere bakılmaz. Bu nedenle alınan ilaç sadece ağrıyı keser ama çözüm üretmez sorunlara. Yine verdiği ağrı kesici hormon bozukluklarından tutalım, mide sorunlarına kadar birçok hastalığa da neden olur. Sorun insanların sağlık sorunları değil, sistemin insanlara hastalıklı yaklaşımıdır. Mesela gerillada insanların sağlık sorunlarından çok bizler yoldaşlarımızın hastalıklarının nedenleri üzerinde durup tedavi etmeye çalışıyoruz. Bize baş vuranlar bizim için hasta değil, her şeyden önce yoldaşlarımızdır. İlişkilerimiz klasik doktor hasta gibi değildir. İlaç tedavisinden çok moral ve psikolojik destek vermeye çalışıyoruz. Yoldaşlık ve sevgi insanın tüm hastalıklarının tedavisidir bizde. Bu yüzden çok ender ilaç kullanıyoruz, ki kullandığımız ilaçlar da doğadan elde ettiğimiz bitkisel ilaçlardır.

Peki, neden doğal tıp daha çok tercih edilmeli?

Çünkü doğal tıp insanın doğasına aykırı kimyasallarla ilaç üretmiyor. Tam aksine insanı yeniden hem kendi doğasıyla hem de doğayla yeniden buluşturuyor. İlaç sektörlerinde üretilen her ilacın bir yan etkisi vardır. Ve bu yan etkiler başka hastalıkların davetiyesidir. Fakat bizler doğal tıp alanında hangi bitkilerin insan biyolojisini bozabileceğini, nasıl yan etkiler üretebileceğini araştırıyor ve ona göre kullandırıyoruz. Ürettiğimiz bitkisel ilaçların kullanım süreleri ve biçimlerini uzun araştırma süreçlerinden sonra belirliyoruz.

En çok hangi hastalıklarda bitkisel tedavi kullanıyorsunuz?

Öncelikle hastalığı teşhis içinSONY DSC kontroller, tahliller yapıyoruz ve buna göre ilacı doğadan sağlıyoruz. Bitkilerin belirli özellikleri var. Örneğin antibiyotik, antibakteriyel rolü oynayan pek çok bitki var. Yine aynı şekilde ağrı kesici özelliği bulunan bitkiler var, antiseptik özellikler taşıyanlar var. Cilt hastalıkları için, vitamin eksikliği için olanlar var. Hangi bitkinin özelliği nedir, buna göre ilaç yapılıyor. Özelliklerini tanıdığımız 2000 çeşit bitki türü var. Elimizde kullandığımız hali hazırda yaklaşık 80 çeşit bitki bulunuyor. Bütün özelliklerini tanıyoruz. En çok iç hastalıkları tedavi ediyoruz. Örneğin en çok sindirim sistemi, böbrek, solunum sistemi hastalıkları ve jinekolojik hastalıklar için kullanıyoruz ve genellikle brusella, tifo, hepatit gibi hastalıkları tedavi ediyoruz. Mesela böbrek taşı için şurup yapıyoruz. Ancak şurubun bizim denetimimizde kullanılması gerekiyor, çünkü biz aynı zamanda kontrol de ediyoruz ve sonuç da alıyoruz. Örneğin mide rahatsızlıkları için, eğer ülser ise hakiki bal,  kizwan ağacı sakızı, zeytin yağı kullanıyoruz. Talî bitkisi, bütün mide bağırsak hastalıkları için kullanılıyor, tüm metabolizmal bozukluklar ve iltihap tedavisi için kullanılıyor. Deve dikeni (klandor), sonbahar öncesi Ağustos ayı gibi oluyor, çekirdeklerini çıkarıyoruz. Hem Guha Zerk, hem talî, hem deve dikeni her üçü ve rêwaz kökü ile hazırlanan ilaçlarımız var. Ayrıca civan perçemi ve onun sarı çiçekli olanlarının dışında, pembe, beyaz türleri var. Hazırladığımız birçok ilaç türünde kullanılabiliyor ve bir ana nasıl çocuklarını kucaklarsa, bu çiçek de pek çok hastalığı içine alarak iyileştiriyor.

Bir uyarı da yapmak lazım burada, birbirine benzeyen pek çok ot vardır. Pek çok otun yabanisi de var ve bazıları zararlı olabilir. Bu nedenle bitkileri tanımak çok önemli. Eğer tanımıyorsak ölüme bile neden olabilir. Doğanın çok fazla yararı olduğu gerçek, ama ilaç yapmak için bu konuda hakimiyet lazım. Bilgin ve hakimiyetin yoksa, zehirli mantar tüketiminde karşılaşıldığı gibi, öldürücü de olabilir. Ama bitkileri tanıyorsan yaşam da kurtarabilir.

Bu bitkilerin kullanım biçimleri de önemli, örneğin kekik; kekiği en çok çayını demleyerek kullanıyoruz. Faydalı olduğunu bildiğimiz için çok fazla miktarda kullanıyoruz, bu da yanlış. Kekiğin yüksek düzeyde antibakteriyel özelliği var. Virüslere karşı da etkili, kan dolaşımı için de oldukça faydalı. Ancak mesela bir tansiyon rahatsızlığın varsa, çok içersen tansiyonunu yükseltebilir. Kekiğin de yirmiye yakın çeşidi var, bazı türleri tansiyon düşürmek için de kullanılabilir. Ama belirttiğimiz gibi önemli olan bu otları tanımak, ne zaman hangisini kullanacağını bilmek. Mesela zencefil, karanfil, kekik gibi bitkiler, çay olarak kullanılacaksa, faydalı olabilmesi için mutlaka sabahları aç karınla içilmeli ve günde en fazla 2-3 defa kullanılmalı. Bitki çayı için bir bardak suya bir kaşık ot atılmalı, daha fazla ya da az değil. Bitkileri her zaman aralıksız kullanmak da yanlış, onun da yan etkileri olabilir. Dönem dönem, örneğin 15 günlük sürelerle kullanıp ara vermek sağlık açısından daha uygun.

Bitkisel tedavilerde ilaç her zaman aç karınla alınıyor, çok ender tok karınla kullanılanlar var. Çünkü yaptığımız bitkisel ilaçların zararı yok. Kimyasal ilaçların genellikle tok karınla alınması gerekliliğinin sebebi de bu aslında; aç karınla alınınca mideye zarar vermesidir. Aç karınla kullanılan ilaçlar daha uzun süreli kullanılabiliyor ve bu sayede hastalığı kökünden tedavi olanağı artıyor.

Doğal tıp tedavisinde yararlandığınız bitkilerin toplanma zamanlarına ilişkin de bilgi verebilir misiniz? Bunlar her zaman toplanabilir mi, yoksa belli bir dönemi var mı?SONY DSC

Genellikle Mayıs-Haziran aylarında başlıyoruz ot toplamaya. Mayıs ayında topladığımız bitkilerin çoğunu, güneşli saatlerde topluyoruz. Toplama için ideal saatler gündüz 10-12 arasıdır. Bu saatten sonra güneş çok ısı veriyor. Neden güneşin altında topluyoruz, çünkü bu saatlerde bitkiler güneşten enerji topluyor, fotosentez yapıyor. Ve sonra gölgede kurutuyoruz. Güneşte kurutulursa bitkinin hiçbir etkisi kalmıyor. Güneşte toplayıp, gölgede kurutulmalı bitkiler. Daha sonra da makinede öğütüyoruz. Bazı bitkiler kaynatılıyor, makineden geçirilmiyor. Sonra kapsüllere koyup, hap yapıyoruz. Ve dış etkenlerden korumak için cam kavanozlarda saklıyoruz. Bitkileri yıllık topluyoruz, topladığımız bitkileri bir sonraki yıl kullanmıyoruz. Üç- dört yıl kullanmak için bitki toplanmaz. Bunun dışında mesela sonbahar gelince tohum ve kök topluyoruz. Gerekli olan bitkileri topladıktan ve onları uygun mekanlarda kuruttuktan sonra kullanacağımız ilaçlar için değerlendiriyoruz. Bazı otları öğütüyoruz, bazı otları kaynatıp buharını kullanıyoruz, bazı otları da suyun içerisinde dinlendirip suyunu değerlendiriyoruz. Her hastalık için farklı otları karıştırıyoruz. Kimisini şurup yapıyoruz, kimisinin yağını, kimisinin de kremini yapıyoruz. İlaçları hazırladıktan sonra hastalarımızın tahlillerine, şikayetlerine göre ilaç tedavisini uyguluyoruz. İlaçların kullanım sürelerini de ona göre belirliyoruz.

Dağlarda yürüttüğünüz bu doğal tıp çalışmalarında bundan sonra nasıl bir gelişim seyri yaratmayı ön görüyorsunuz?

Doğal tıp alanında yaratacağımız her gelişme aslında toplum algısında da bir iyileşmeye götürecek bizleri. Toplumun yeniden kendisiyle buluşacağı, doğasına döneceği yer olacak doğal tıp. Bu nedenle bundan sonra da doğal tıp alanını daha çok geliştirip toplumsal sorunlara cevap olmaya çalışacağız. Her gün yeni bir gelişme kat edip, var olan sağlık sektörünün hastalıklı yapısını toplumsal zeminde iyileştirmeye çalışacağız. Aslında her gün doğanın gizemli başka iyileştirici yanlarını keşfediyoruz, tanıyoruz. Tanıdıkça da daha çok çalışmalarımızı geliştiriyoruz. Geliştikçe de insanlara daha güçlü alternatiflerle cevap olacağımıza inanıyoruz. Doğal tıp alanında yaratmış olduğumuz gelişmelerle ve yaratacaklarımızla tıbbın pazara dönmüş tüm hastalıklı yapılanmalarını ve kanserleşmiş sistemini de iyileştireceğiz.