Kürtaj “Meselesi”

- Neşe KAYACAN
326 görüntüleme

kurtaj 12.41.01Kürtaj, insanlık tarihi boyunca her toplumda, yasallığı ne olursa olsun üremenin veya doğurganlığın kontrolü ve istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması amacıyla başvurulan bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanıla gelmiştir. Kürtaj, sadece tıbbi bir işlem ve tıbbın konusu değil; içinde etik, din, hukuk, psikoloji, iktidar gibi alanlarI da kapsayan, dolayısıyla  felsefe, hukuk ve tıbbın kesiştiği canlı bir tartışma alanı yaratmıştır. Kürtaj, tarihin çeşitli dönemlerinde alevlenen tartışmalara konu olmaktan kurtulamamış adeta evrensel bir “mesele” halini almıştır. Yani dünyaya bir çocuk getirmeyi isteyip istememek kadının tek başına, birey olarak karar vereceği bir mesele olarak görülmez.

Kadının cinsel yaşamı, cinsel tercihleri, kaç çocuk doğurması gerektiği gibi kadın bedeninin ve iradesinin, egemen iktidar yapıları tarafından şekillendirilmek istenmesinin belli sebepleri vardır. Bu sebepler arasında erkeğin özne, kadının ise nesne olduğu toplumsal hiyerarşinin kurulmasının yanında, nüfus ve toplum mühendisliğinin konusu olarak kadınlık doğurganlık ve annelik ile özdeşleştirilerek nesil üretme potansiyeli olarak görür. Devletlerin genç nüfusa ihtiyaç duyduğu dönemlerde kürtajın yasaklanması, ayrımcılık ve soykırıma tabi tutulan kesimlere de zorunlu kürtaj yasası ile aile planlaması yöntemi adı altında kısırlaştırılması egemen iktidar mantığının tezahürleridir.

Kürtajın tarihçesi

1800’lü yılların ortalarında, devletler kürtajı yasadışı hale getiren yasaları çıkarmaya başladılar. Kürtaj karşıtı yasalar için motivasyonlar devletten devlete değişse de bu dönemde nüfus, siyasetin nesnesi haline gelmeye başlar. Kürtaj hakkı, 19. yüzyılın başlarında başta İngiltere’de olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinde yasaklanmaya başlanmış, 20. yüzyılın başında ise tüm Avrupa ülkeleri ve ABD’de gebeliğin tüm aşamalarında yasaklanmıştır. Kürtajın yasaklandığı toplumlarda, kürtaj işlemi “kutsal ilahiyat”a bir başkaldırı olarak değerlendirilmiş, kürtaj yaptıran kadınlar şeytanlaştırılarak en ağır şekilde cezalandırılmışlardır. Örneğin kürtajı 1920’de yasaklayan Fransa’da yasadışı kürtaj yaptıran kadınlar tutuklanmış veya idam edilmiş, 1942’de kürtaj “devlete karşı işlenen suç” kapsamına alınarak vatana ihanete dönüştürülmüştür. Meselenin bir başka boyutu ise kürtaj yasakları sonucu doğacak bebek için de trajik olabilmektedir. Örneğin kürtajın yasak olduğu Nepal’de doğum yapmak zorunda kalan birçok kadın çocuklarını terk etmekte ya da öldürmektedir.

Kürtaj hakkı mücadelesi 

KMANSETadınlar kürtaj yasaklarına karşı yıllardır dünyanın her yerinde mücadelesini yükseltiyor. Dünyada Kürtaj hakkı ilk olarak, Ekim 1920’de Sovyetler Birliğinde, feminist Alexandra Kollontai tarafından hazırlanan kadınların sağlık bakımı kararnamesi olarak yasallaştı. Amerika’da kürtaj yasaklarına karşı feminist hareketlerin mücadelesi sadece Amerika kıtasında değil Avrupa’daki feminist hareketlere de ilham kaynağı oluşturmuştur.

1969 yılında, Amerika’nın Boston bölgesinde bir araya gelen 12 feminist kadın doktor tarafından “Our Bodies Our selves” başlığıyla kadın cinselliğine, sağlığına, bedenine ve kürtaj konularında dönemin koşulları göz önüne alındığında devrimci bir kitap yayınlanır. Bu kitap yayınlandıktan kısa bir süre sonra yasaklansa da Kadın Sağlığı Hareketine ilham verir ve feminist sağlık merkezleri oluşturulur. Bu merkezlerde kadınlara, gönüllü doktor ve ebeler tarafından kürtaj dahil birçok üreme sağlığı hizmetleri sağlanır. 1973’de kürtaj ABD’de yasal hale gelir. Kadın sağlığı hareketinin üyeleri, sağlık hizmetlerini son derece politik bir konu olarak gördüler ve profesyonel tıpta gördükleri ırkçılık, sınıfçılık ve cinsiyetçiliğe meydan okumak istediler. Feminist Kadın Sağlığı Merkezi, kadınların özgürlüğü ve kendi kaderini tayin hakkının yaşayan bir simgesidir.

Kürtajın suç kapsamından çıkışı

Kürtajın Avrupa’da yasallaşması özellikle ’60’li yılların özgürlükçü havasının etkisiyle de feminist hareketlerin ana gündemlerinden birisi haline gelir. Bedensel ve cinsel özgürlük perspektifine sahip olan ve toplumsal bir dönüşümü hedefleyen feministlerin yürüttüğü ortak mücadele sayesinde İngiltere kürtajı Batı Avrupa’da suç olmaktan çıkaran ilk ülkelerden birisi oldu. Ancak kürtajın yasallaşması, kürtaj olmak isteyen kadınlar için mali kolaylık ve uygun sağlık koşullarında kürtaj yaptırma olanağının sağlanması anlamına gelmiyor. Dolayısıyla ikinci bir mücadele hattı, kazanılmış sınırlı hakların korunması ve kısıtlamaların kaldırılması mücadelesi oldu. Bu dönemde kürtaj hakkı bazı feministler tarafından bir insan hakkı olarak ele alınarak mücadele edilmiş, bu da kürtaj karşıtları tarafından kolaylıkla istismar edilerek, pratikte kadınların aleyhine sonuçlar doğurmuştur.

Kürtaj karşıtı hareketler temel olarak “yaşamın kutsallığı” argümanını kullanarak kendilerini “yaşam yanlısı” olarak tanımlamışlardır. Konu kadınların devlete karşı hak mücadelesi yerine kadınların ceninlere karşı hak mücadelesi şeklinde gösterilmiştir. Daha sonraki dönemde feministler kürtajı bir insan hakkı olarak savunmaktan ziyade kadının kendi bedeni üzerinde tasarruf hakkına sahip olduğunu vurgulayarak, “ücretsiz ve güvenli kürtaja erişim” hakkını savunmuşlardır. Laurie Shrage gibi feminist filozoflar kürtajı dört hak altında savunmuştur. Bunlar;

1- Üreme gibi kişisel konularda sosyal baskıdan bağımsız olma hakkı.

2- Ahlaki açıdan tartışmalı konularda kişinin kendi vicdanını dinleme özgürlüğü.

3- Kritik durumlarda bile başkasına yardım etmeyi reddetme hakkını kapsayan, gönüllü olmadığı bir hizmete zorlanmama özgürlüğü.

4- Bedensel müdahale ve zarara maruz kalmama özgürlüğü.

Kürtaj yasağı ve sonuçları 

BRAZIL-DEMO-WOMEN-LEGALISATION-ABORTİstatistiksel olarak bakıldığında dünyadaki kadınlar, kürtajın yasal olup olmadığına bakılmaksızın, istenmeyen gebeliklerini sona erdirmeye çalışmışlardır; bu da, genellikle kendi güvenliklerini ve sağlıklarını tehlikeye sokarak yasadışı yollarla kürtaj yaptırmak. Burdan anlaşılacağı üzere kadınlar gebeliklerini, sağlıklı olmayan kendi imkanlarıyla ya da “merdiven altı” olarak da tanımlanan yasal olmayan, tıbbi açıdan ehil olmayan kişiler tarafından sonlandırmaya çalışmaktadır. Gebeliklerini kendi imkanlarıyla sonlandırmaya çalışan kadınlar, ağır eşya taşımaktan tutalım, rahim içine şiş ya da kimyasal maddeler sokmaya kadar hayatını riske eden yöntemlere başvurmakta. Bunun sonucu olarak yoğun kanama ve enfeksiyon nedeniyle her yıl dünyada %4.7 ile %13,2’si yani yaklaşık olarak 100.000 civarında kadın ölümleri güvenli olmayan kürtajdan kaynaklanmaktadır. Güvenli olmayan ortamlarda kürtaj olanların büyük oranda alt gelir grubu ve beyaz olmayan kadınlardan oluşması da meselenin bir başka yönüdür ki bu da sağlık hizmetlerine erişimdeki ayrımcılığı gösterir.

Halen 68 ülkede yasak

Dünya Sağlık Örgütünün Şubat 2018’de yayınladığı rapora göre; her yıl dünyada gerçekleşen yaklaşık 56 milyon kürtajın üçte birinin yasal olmayan, güvencesiz ve sağlıksız koşullarda gerçekleştiği tahmin edilmekte. Afrika ve Latin Amerika’da meydana gelen 4 kürtajdan 3’ü güvencesiz/sağlıksız koşullarda gerçekleşmektedir. Gelişmiş ülkelerde, güvencesiz/sağlıksız kürtajdan dolayı her yüz bin kadından 30’unun öldüğü tahmin edilmektedir. Bu sayı, gelişmekte olan ülkelerde 220’ye, Sahra altı Afrika’da ise kürtaj başına 520 ölüme tekabül ediyor. Buna neden olarak; en başta kürtajın yasak olması gösterilirken, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlı olması, kürtaj işleminin yüksek ücretli olması ve kültürel faktörler sıralana bilir. Dünyada 73 ülkede serbest olan kürtaj, 68 ülkede ise yasak. Bugünün dünyasında, özellikle neoliberal politikalar ve muhafazakâr milliyetçiliğin yükselişe geçmesiyle beraber, patriyarkal kapitalist sistem, kadınların bedenlerinin, cinselliklerinin ve doğurganlıklarının denetlenmesini nüfus planlaması politikaları çerçevesinde kürtajı yeniden yasaklamayı ya da sınırlandırmayı çeşitli şekillerde gündeme getirmektedir. Böylece eril tahakküm kürtajı bütün toplumu ilgilendiren ahlaki bir “mesele” olarak sunup kadınların kendi bedenleri üzerinde karar verme hakkını elinden alarak, gözetleme, disiplin ve terbiye etme mekanizmalarıyla kendi iktidar alanı kapsamına dahil etmeyi arzulamakta.