Yaşam yollarınızı tıkatmayın

- Havin GÜNEŞER
142 views
Rêber Apo’nun hayatlarımıza damga vuran birçok kitabı ve çözümlemeleri var. 8 Mart’a girerken bazı şeyleri hatırlamak ve yeniden kendimizi buna göre gözden geçirmek, belki de bu ay açısından yapacağımız en değerli şeylerden biri olabilir. Rêber Apo küçüklüğünden beri çelişkilerinin takipçisi olan bir insandır. Bu çelişkilerden yola çıkarak, hakikatin peşine düştü. Hakikatin peşine düştükçe de, haksızlıklarla bağlantısını ortaya çıkardı.

Kapitalist modernite zamanlarında bireyci yaşam ve hep “kendini düşünme” esas alınır. Bu modernitede artık “hakikat nedir, nerede başlar, nerede biter” yerine “hep kendini düşüneceksin” öne çıkarılır. Buna bir de ilk mülkiyet düşüncesinin temeli olan kadın üzerindeki ‘sahiplik’ eklenince, artık hakikatin peşine düşmek gittikçe zorlaşır. Çünkü erkek, kadının köleleşmesinden sonra köleleştirilmiştir. İç içe geçen bu kölelikler artık hakikati perdelemiştir. Ancak uzun yıllar verilen mücadeleler sonucunda hakikat yeniden görünür kılmıştır. Rêber Apo’nun belirttiği gibi “hakikatin peşine düşmek, haksızlığın hesabını sormayı beraberinde getirir.” Yani teorik ve pratiğin bütünlüğünü… Ancak bu tür bir yaklaşım, bizi sistemden pay istemenin ötesinde cevaplara götürür.

Hem engel hem ana unsur

Aile bunun önündeki hem en temel engel, hem de doğru dönüştürülürse ana unsur olabilecek özelliğe sahiptir. En temel engeldir çünkü baba/erkek, devlet ve iktidarların bir kopyası olarak şekillendirilip aile içinde rol sahibi kılınır. Önemlidir çünkü, her türlü hizmet alanları için kaynaktır. Aile işlemeden, kadının ücretsiz ve ısrarla görülmeyen emeği olmadan dünyada hiçbir şey işlemez. Fakat bu emek kadına dayatılır, bunu yapmazsa kötü bir anne, eş, kardeş ve benzeridir. İşte hepimizi 1990’lı yıllarda Rêber Apo tarafından yapılan bu aile eleştirisi muazzam boyutlarda etkiledi. Aslında hayat yollarımızı, damarlarımızı nelerin tıkadığı gözler önüne serilmeye, aydınlatılmaya çalışıldı. Çoğu kez Rêber Apo, toplumsal bir kurum olarak ailenin aşılmasından değil dönüştürülmesinden bahsetti.

Dönüşümün neresindeyiz?

Bu dönüşümün neresindeyiz, diye sormak tam da şimdi çok önemli. Kapitalist modernite sistemi dünyanın her yerinde kadını tekrardan kölelik sınırlarına çekmek ve orada tutmak için büyük bir saldırı içindedir. Bunu en çok da Kürt Kadın Özgürlük Hareketi’ne, yine kadın özgürlük felsefesinin büyük kuramcısı Rêber Apo’ya karşı saldırarak yapmaktadır. O’nu İmralı adasında gözden ırak kılıp, özgürlük ve kadın hareketine saldırırken, diğer yandan da aile ilişkilerini, aşiret ilişkilerini, cinsiyetçiliği, çıkarlar uğruna düşmanla ve gericilikle ilişkilenmeyi hem kadın, hem de Kürt toplumu olarak edindiğimiz özgürlük kazanımlarına dayatmaktadır. Bu nedenle de binbir bedelle ortaya çıkarılan özgürlük ilke, ölçü ve örgütlenmelerinin her alanda kolektif bir biçimde açığa çıkaracağı kararlaşmalar yerine, gerici, bireyci, popülist söylemler bir baskı unsuru olarak dayatılarak, ortaya çıkarılan özgürlük alanları daraltılmaya çalışılmaktadır. ‘Özel alan’ olarak ifade edilen aile ve kadın-erkek ilişkisi aslında tam da tersine en fazla, başta kadın olmak üzere toplumlar aleyhine, iktidarların şekillendirdiği bir alan olmaktadır. Bunu tersine çevirmeye çalışanlara karşı ise dokunulmazlık ve kutsallık zırhı kuşanılır. Şu aslında gittikçe açığa çıkan bir durumdur; salt iki kişinin aşkı ile sınırlandırılamayacak bir kurumdur aile kurumu. Onun üzerinden nice toplumsal şekillenmeler meşru kılınmış ya da gayri meşrulaştırılmıştır.

Hegemonik ilişkiler aşılmadan olmaz

O zaman yeniden inşada aileye düşen pay nedir? Sistem bu kadar tüm canlıların hayatına kastetmişken, doğadan tutalım, insanlara kadar herhangi bir ilke tanımadan işkence, tüketim, öldürme, sınırsız kullanım ve sömürü varken ailelerimiz yaşamın olağan akışında olduğumuzu düşünebilirler mi? Kendilerini sakınarak bu durumdan çıkabileceğimize gerçekten inanabilirler mi? Yeniyi nasıl mı yaratacağız? En başta tüm bunları yeniden ve tüm açıklığı ile tartışarak. Neleri eleştirdiğimizi net olarak ortaya koymakla kalmayıp, nelerin ve neden olması gerektiğini de tekrardan birbirimizle paylaşarak. Madem kadim bir halk olarak Kürtler binlerce yıl önce ‘Jin’ ile ‘Jiyan’ın kökeninin aynı olduğu sonuca varmış ve bunu dil yapısına yerleştirmişse, günümüz koşullarında da bunun “Azadî” ile olan bağlantısını hayatımızda nasıl kuracağız? Sistem ciddi bir kriz içinde ve bu krizin ana unsurlarını Rêber Apo ortaya koydu. Bu krizden çıkışın da ana unsurları ortaya konmuştur. Aşk, aile ve özgürlük hegemonik ilişkiler içinde gerçekleşemez. Peki hegemonik ilişkiler nasıl aşılır? Devrim sürecinde yer alarak ve her gün ama her gün içinde yer aldığımız komün, meclis ve farklı çalışmalara örgütlü bir biçimde katılarak ve bunun tekrarlanmasına izin vermeyerek. Ama her şeyden önce farkına vararak; tarihsel, ideolojik, felsefik, politik ve estetik bilincimizi geliştirerek… 8 Mart’ı hepimiz her şeyden önce böyle karşılamak durumundayız. Çünkü insanlığa artık başka bir seçenek bırakılmamaktadır. Yaşam yollarınızı tıkatmayın.