Öz yönetim özgür yaşamın somutlaşmasıdır

- Gönül Kaya
151 görüntüleme

Ağustos ayının ortalarından itibaren Bakurê Kurdistan’da 40 yıllık özgürlük mücadelesinin yeni bir aşaması yaşanmaya başladı. Demokratik özerklik sisteminin inşasının temellerinden olan öz yönetim gerçekliği, salt sözlü ilan edilmekten çıkarılıp pratikleştirilmeye başlandı. Pratikleşme tarihiydi ve tarihi direnişler sergilenerek ilk eşik aşıldı.
Her kesimin bu pratikleşmeye yaklaşımı, tepkisi farklı oldu. Kürt sorununu farklı pencerelerden ele alanların, bu ilanlara yaklaşımları da farklı oldu. Kimileri ‘anlam’ verdiler. ‘Artık pratikleşmeliydi’ dediler. Kimileri ‘iyi oldu da, yöntem böyle olmamalıydı’ dediler. Kimileri ‘nereden çıktı bu?’ dediler. Kimileri ‘eee, şimdi ne olacak?’ dediler. Kimileri ‘tamam da peki seçimler ne olacak?’ dediler. Dar zamanın kaygılarına düşenler oldu. Ama yaşanılanın Kürt halkı kadar tüm halklar açısından da geri dönülemeyecek tarihi bir süreç olduğunu anlayanlar harekete geçtiler. Sevindiler, “alternatif sistemimizi kendimiz direnerek inşa edeceğiz” dediler ve daha iyi anlamaya çalıştılar. “Varolan eksik ve yetersizliklerimizi nasıl tamamlarız, nasıl öz yönetimleri savunup güçlendirebiliriz, geliştirebiliriz” diyerek, devletten onay beklemeden harekete geçtiler.
Öz yönetimlere en çok öfkelenen Erdoğan ve AKP faşizmi, öz yönetimler karşısında yaşadıkları kaybetme korkusu nedeniyle vahşi saldırılarını arttırdılar. Çürüyen, ‘milliyetçilik-dincilik-cinsiyetçilik-bilimcilik’ temelinde savaş ve şiddet dışında varolamayan ve artık varlığı tüm demokrasi güçlerince sorgulanarak aşılmak istenen ulus-devlet sistemi güçleri de korku içinde öfkelidirler. Onlar çok iyi biliyorlar ki artık Rojava Devrimi, artık Bakurê Kurdistan’da daha da büyüyerek yaşanacaktır.
21. yüzyıl için kadın özgürlük devrimi ve halkların demokratik devrimleri çağı denilmişti.  Pratikleşen bir anlama kavuşuyor bu tanımlama.
Yaşanan savaş sadece Erdoğan ve AKP faşizminin Kürt halkının demokratik taleplerine karşı yürüttüğü bir savaş değildir. Temmuz ayında Türk ve ABD’li yetkililer arasında gerçekleşen görüşme ve anlaşmadan anlaşılıyor ki, Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne ağır darbe vurma, bu temelde de Demokratik Konfederalizm projesinin pratikleşmesinin engellenmesi, bu anlaşmanın temelini oluşturuyor. Türk ordusunun Zergele, Cizre, Varto, Sur ve Silvan başta olmak üzere Kürt halkına dönük faşist askeri ve sivil saldırıları, katliamlar karşısında neden bu kadar derin bir sessizliğin yaşandığını daha iyi ortaya koyuyor.
Önderliğimiz öncülüğünde büyüyen ve evrenselleşen Kürt Özgürlük Hareketi’nin çarpıcı özelliklerinden biri de ‘tüm cinleri hapsedildikleri şişelerden’ çıkarmasıdır. Cinler şişeden bir bir çıkıyor. İşte Kürt ve Kürdistan gerçekliği ‘yok’luktan ‘var’ olmayı yakaladı. Kadın, hem de en önde devrimci bir güç olarak kendini yaratmaya başladı. ‘Namus’ gibi efendilerin icat ettikleri tüm tabular sorgulandı. ‘Toplumsal özgürlük ve devrim ancak özgürleşen kadınla olur’ denildi.
‘Eşitlik ve özgürlük’, uzak çağlarda yaşanmış ve bitmiş bir özlem olmaktan çıkarıldı. Kulluk gerçeği sorgulanır oldu, Kürt kadını-erkeği-çocuğu-yaşlısı-genci isyan etmeyi öğrendi. Kimseye ait olmamak, kendin olmak temel ilke olarak benimsendi. Devlet-iktidar kavramı, kafalarda ve yüreklerde yaratılan korku imparatorluğunu yitirdi ve ‘ulu-yüce-kutsal tahtından’ alaşağı edildi.
İşte şişeden çıkarılan bir cin de, toplumun kendini yönetmesi, yani öz yönetim oldu. Kıyamet koptu. Kopsun. Önderliğimiz, çözüm sürecini geliştirmek için canla başla mücadele ederken her sözünde, her tutumunda, her perspektifinde bunun altını çizdi: ‘Kadın da, toplum da, ezilenler de kendini yönetecek. Kendini yönetmeyi öğrenecek. Erkekten, efendiden, devletten beklemeyecek. Buna devrim deniliyor ve bu devrimi yapmaktan kimse korkmasın.’ Bu gerçekliğin kabulü, daha doğrusu uygulanması önünde engel olunmamasına dair devlete konulan sınırlar olmuştur. Devlet, demokrasiyi tanıdığı müddetçe, demokrasi de devleti tanır. Yoksa, tersi geçerlidir.
Bu bir talep değil tabii ki, bu bir hak’tır. Talep, karşıdan onay beklemeyi gerektirir. Hatta hayata geçirilmesinde karşıdan ‘beklentide olmak’ vardır. Ama kendini yönetme, kendin olma, varlığın ve yaşam alanın hakkında düşünce, plan ve eylem gücüne sahip olma ‘doğanın bir devamı olan insanın varolma hak’kıdır. Erdoğan ve AKP’nin vuruculuğunu yaptığı bu savaş, bu projeye, bu hak’ka dönüktür. Eşbaşkanlık sistemine dönük bir savaştır. ‘Ben seni tanımıyorum’ diyeni, bu halk ve halklar da tanımaz elbette.
Öz yönetimlerin ilanı kadar, komün ve meclislerin geliştirilmesi de çok önemlidir. Avrupa’daki kadın ve halk komün ve meclisleşme tecrübelerini yoğunlaştırmak, eksik ve yetersizlikleri giderme temelinde sorumluluklara sarılmak da bu sürecin temelini oluşturuyor. Bunu Cizre, Sur, Silvan ve daha da gelişecek olan öz yönetimlerle buluşturmayı sağlamak, dayanışma ve ortaklaşmayı geliştirmek önemli olmaktadır. Rojava öz yönetimleri direnişle ama kararlılıkla ve büyük dayanışmayla ayaktadır. Bunu tüm Kürdistan’a ve tüm halklara yaymak önemlidir.