Hata!

- Kayuş G. Çalıkman
240 görüntüleme

 

Bazı şeyler hiç öğretilmez ama taa çocukluktan bilinir. Kim söylemiştir, o bilgi minik beyinlerde nasıl yer etmiştir, meçhul. Örneğin yaşadığın ülkede istenmeyen, adına azınlık denen, hatta çoğu insanlarca nefret edilen bir ulusa mensupsan, daha doğduğun gün tüm bunlarla yaşayabilme gücünü işte o minik beyninde var olan bilgiden alırsın. Tabii ki daima dış çevreden bu bilgiyi pekiştirmeye yardımcı unsurlar da eksik olmazlar. Örneğin ben çoğunluktan farklı olmanın güzel bir şey olmadığını 6-7 yaşlarımda öğrendim. Ailece çok yakın görüştüğümüz Memo abilerin küçük kızı Melek bana “siz Müslüman mısınız” diye sormuştu. “Hayır” dedim, Müslümanlığın da ne olduğunu pek bilmiyordum ama yakınımızdan geçen bir şey olmadığı kesindi. “Hayır!” cevabını alınca küçük arkadaşım, bana “aptal” diyerek yüzünü duvardan yana çevirdi. Evlerinde pek bu türden şeyler konuşulmazdı, o gün ne değişmişti de bu küçük hanımın Müslümanlığı tutmuş ve kendinden olmayanı “aptal” saymıştı bilemiyorum. Belki taşradan gelen ninesi, belki de yeni başladığı yuva okulu… Sonuçta onun beyni yıkanmaya başlamıştı bir şekilde, benim de bilincim bir şekilde açılmıştı, ben farklıydım ve bu fark da anlaşılan pek de hoş bir şey değildi. Seneler geçti benim bu tarz bilinçlenmem de devam etti, bu arada değişen tek şey benim içinde bulunduğum azınlıkta da giderek daha azınlıkta kalmam oldu. Değişmeyen tek şey ise benim bulunduğum her yerde kendimi meşrulaştırmam uğuruna hep daha iyi olma mecburiyetim oldu. Ben bir Ermeni olarak yalan, dolan, yanlış, hata yapma “lüksüne” sahip değildim mesela. Gazetede sık sık rastladığımız en sıradan hırsızlık, dolandırıcılık olayları olur ya, bir Ermeni tarafından gerçekleştirildiğinde haber manşete failin etnik kimliğiyle birlikte taşınır, “Ermeni kuyumcu dolandırıcı çıktı” gibi. Bugüne dek Türkiye’de ulusal basında tek bir kez olsun “MR’ın mucidi Ermeni bilim insanı, aç-kapa musluklarının yaratıcısı Ermeni işadamı, İlk Ermeni kadın gökbilimcisi” haberlerine hiç rastlamadım, ama vergi rekortmeni Matild Manukyan’dan bahsederken hep Ermeni ve genel ev patronluğu vurgusu hiç eksik olmaz.

Bir de kadın olarak ayrıca vurgulanmak da çok sık başıma gelmiştir. Kadın öğrenci olarak nedense matematik ve fen derslerinde daha başarısız olabileceğin, kadın şoför olarak yollarda hiç şansının olmadığı gibi önyargıların var olduğu bilinmiyor değil. İş hayatında ise bir erkeğin 2-3 senede gelebileceği mevkie ulaşmak için kadının kaç misli çaba harcaması ve en az 5-6 sene harcaması gerekmez mi?

***

Ben bu ay farklı bir yazı hazırlamıştım, seçim sonuçlarını kendimce değerlendirecektim. Ve bunu çok büyük bir keyif ile yapacaktım. 2015 genel seçimleri son 1 yıl içinde İstanbul’un Adalar ilçesinde katıldığım, çalıştığım üçüncü seçim oldu. İlki belediye seçimleriydi, başkan adayıydım ve HDP henüz yeni kurulmuştu. İnsanlara partiyi mi anlatmak, kendimizi mi anlatmak gerektiği konusunda ikilemdeydik. Ada halkının bir kısmı “bu Kürt partisi” diyor ve uzak duruyordu. Diğer bir kısmı “burada Ermeniler, Rumlar ne ararsan var” diyerek uzak duruyordu. Bazıları “adayların hepsi kadın” diyerek hiç yanaşmıyordu. İşimiz zordu yani. İkinci seçim Cumhurbaşkanlığı seçimiydi, Selahattin Demirtaş sayesinde parti daha bir görünür olmuş bizler de adada daha rahat çalışabilmiştik, sonuçlar birkaç ay önceki seçim sonuçlarını ikiye katlamıştı. Geçen ay gerçekleşen genel seçim hazırlıkları ise tam anlamıyla bir yarış havasında geçti. Benim çalıştığım bölge Kınalı Ada’nın Ermeni halkı sanki ikna olmaya oldukça hazırdı, sadece belli başlı sorular hala belleklerden silinmemişti. Bu konuda da haklıydı, ne diyebilirdik ki? Sadece biraz daha zamana ihtiyacımız olduğunu, birbirimize geçmişin yaralarını sarmak için şans tanımamız gerektiğini söyleyebiliyorduk ancak. Nitekim Kınalı Ada bu şansı HDP’ye tanıdı ve ezici bir çoğunlukla partimizi bu adada birinci parti yaptı. Dökülen alın teri bundan önce atılmış tohumları fidana dönüştürmüştü. Biz çok mutluyduk, ama birileri de çok rahatsızdı bu durumdan, çok geçmeden adada tehditler de başladı. Çöpçüsüyle esnafıyla ada halkının seçim tercihlerinden dolayı cezalandırılacağı söylenip duruyordu halka. Eee! Hem Ermenisin hem de Kürtlere oy verdin, hata yapmak gibi bir lüksün yok hem de bu sefer çifte kavrulmuş hata! Cezasız kalır mı? Kalmamalı…

İşte bu sabah eski yazımı bir kenara atıp bu yazıyı yazmama sebep bir Ermeni olarak hata yapmamak gerektiğini bana hatırlatan bir Facebook mesajı oldu. bu sabah bilgisayarımı açtığımda sayfamda birinin şu paylaşımıyla karşılaştım; “Kınalıada’da Ermeni olduğunu söyleyen ve bize birebir şiddet uygulayan çeteciler söz konusu. Mimoza Restaurant’ın hemen çaprazı, iskelenin tam karşısındaki Tekel Bayi ve fedaisi Ermeniler’den bahsediyorum. Bu kabadayıları, haysiyetsiz çete bozuntularını tanıyor musunuz Kayuş?” Bu sorulara verilecek o kadar çok soru var ki, öncelikle ben Kınalı Ada muhtarı mıyım? Kınalı Ada’da her an Ermenilere yaşatılan tacizi anlatmama ne dersiniz? Ermeniler üzerinden haksız kazanç sağlayan esnafları, hamalları anlatmama ne dersiniz?  Oy alamayan belediyelerin cezalandırma yöntemlerinden biri olarak belediye hizmetinden mahrumiyet, sağlık hizmetlerinden mahrumiyeti mi anlatsam acaba? Yoksa günü birlik gelen ziyaretçilerin adayı pislik içinde bırakıp gitmeleri yetmezmiş gibi neden oldukları bisiklet kazaları mı anlatsam? Bu kazalar yüzünden hayatı kararan genç kızımızı tanıyor musunuz acaba? Ama ne önemi var ki, o zaten Ermeni, değil mi?  Hafta sonları insanların gelip adaya açık alan plaj muamelesi yapıp evlere izinsiz girmelerini, özel mülkiyet alanını hiçe sayıp evin bahçesinde piknik yapmaya kalkışmalarını, itiraz edildiğinde de bu insanların çoluk çocuk “ne var, siz bu zenginlikte yaşıyorsunuz, bir gün de ben gelmişim piknik yapmışım çok mu” diye saldırıya geçmelerini nasıl açıklamak gerekir bilemiyorum. Nişantaşı veya Bağdat Caddesi’nde herhangi bahçeli bir evin kapısı önünde biraları içip içip işemeye kalkışınca ne olur, çok merak ediyorum ama, Kınalı Ada’yı biliyorum böyle bir davranış şekli bu adada serbest, polise şikâyet etsen bile bir faydası yok. Tüm bunlar bu adada yaşanır ve yaşatılırken “Ermeni, haysiyetsiz çete bozuntularından” bahsediliyor ve sayfamda aslı astarının ne olduğunu bilemediğim bir olay yüzünden benden hesap sorma cüreti gösteriliyor. Neden? Çünkü ben Ermeniyim. Neden? Çünkü çetecilerin (?) Ermeni olduğu söyleniyormuş. Varsayalım böyle bir çete var ve bunlar Ermeni değil, acaba bana bu soruyu soran arkadaşı yine bu kadar rahatsız edecek miydi?