Gülnaz Karataş yoldaş ile 1991, Mayıs başında Botan’a doğru birlikte yol aldık. 3 kadın bir erkekten oluşan 4 üniversiteli genç olarak İstanbul’dan başladı yolculuğumuz. Gülnaz yoldaşla birkaç kez karşılaşmıştım, diğerlerini tanımıyordum. Mazlum yoldaş erken şehit düşenlerimizden oldu. Diğeri devrimin yükünü kaldıramadığından çok kısa soluklu yolculardan oldu. Gülnaz Cudi’de Binevş, sonra Berîtan ismini almıştı. Berîtan yoldaş tüm zamanların direnen kadın kimliği ve toplumsallığının temsili olarak yaşamaya ve özgürlük umudunu yaşatmaya devam ediyor.
Dört üniversiteli genç…. gerilla mücadelesinin halkla buluştuğu, Kürdistan’dan Anadolu’ya aktığı, “Zonguldak Botan Elele” sloganlarının Türkiye kentlerine yayıldığı bir zamanın yolcularıydı. Cudi’nin doruklarına ulaştıklarında farklı farklı kentlerden, metropollerden onlarca, yüzlerce gencin PKK’ye katıldığını gördüler. Bunların içinde Türkiyeli katılımların çokluğu dikkat çekiyordu. Kürdistan halkı Türkiye halklarına öncülük ediyor; Deniz, Mahir ve İbrahim’lerin halkların kardeşliğine, mücadele birliğine olan inançlarını gerçekleştiriyordu.
Grubun en önde koşanı oldu
1992 yılının Nisan ayında Mizgîn yoldaşla İstanbul’a döndük. Önce Türkiye’den Kürdistan’a, sonra Kürdistan’dan Türkiye’ye yolculuk başlamıştı. Beş kadın beş erkek on kişilik bir devrim grubuna dönüşmüştük. Hüsna Akgül, Mizgîn yoldaş bu grubun en önde koşanı oldu. Botan’dan Bekaa’ya Mahsum Korkmaz Akademisi’ne hızla ulaşma şansını yakalayan Tokatlı bir devrimciydi. Türkiye’nin farklı bölgelerinden katılımların yoğunluğu Önderlik sahasında da dikkat çekmekteydi. Rêber Apo ile sözleşmesinde ısrarla Botan’a gitmek istiyordu Mizgîn yoldaş. “Zonguldak Botan Elele” denmişti ya, uzatılan eli sıkı sıkı tutmak ve bırakmamak azmindeydi. Rêber Apo Kürdistan dağlarının, ovalarının Türkiyeli devrimcilere her zaman açık olduğunu belirterek Türkiye devrimine döndürmüştü yüzlerini. Kendi gerçeğiyle yüzleşmek, halk gerçekliğiyle buluşmak önemliydi. Türkiye halklarını Kürdistan halkıyla tanıştırma, buluşturma, kardeşleştirme, görevini koymuştu önlerine. Kendi gerçeğinden kaçmak yerine buluşma, çatışma ve dönüştürme, Kürdistan devriminden Türkiye devrimine yol olma zamanıydı. Mizgîn olarak Kürdistan devrimiyle buluşan Hüsna, Çiğdem olarak Türkiye dağlarında açmak, halklarıyla buluşmak üzere yola çıktı.
Halklar devriminin ölümsüz öncüleri
Berîtan Elazığ’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Botan’a, Behdinan’a; Mizgîn Tokat’tan Botan’a Bekaa’dan İstanbul’a, Metina’ya Kürdistan ve Türkiye halklar devriminin ölümsüz öncüleri oldular. Gülnaz Türk devletinin işkencecilerine karşı, “Ben Med torunuyum” diyerek direnmiş, 6 ay gibi kısa bir tutukluluk ardından serbest bırakılmıştı. Çiğdem Türkiye devrimine öncülük misyonu ile yola çıkan grubun ilk tutuklananı olmuş, Türkmen halkının devlete boyun eğmeyen direngenliğini temsil ederek bir yılı bulmadan zindandan çıkmıştı. Avrupa çalışmalarında yer alıp çalışmaları yaygınlaştırması istenirken, O yönünü Kürdistan dağlarına çevirerek gerilla mücadelesini Türkiye’ye yaymayı daha güvenlikli ve kalıcı bir mekan, ilişki, kültür ve kimlik olarak önemsemişti. Berîtan ve Mizgîn Kürdistan ve Türkiye devriminin, Kürdistan ve Türkiye halklarının kader ortaklığını derinden kavrayan devrimci kadınlardır. Gülnaz’la ilk karşılaşmamız 1990’lı yılların yurtsever gençliğinin radikal eylemlilik ortamında gerçekleşmişti. Üniversiteli gençliğin radikal eylemlerinden biri de o dönem “Kürdistan uluslararası sömürgedir” diyen ve bu tezini kanıtlamak için yazdığı kitaplar yüzünden DGM’de yargılanan Türkiyeli sosyolog İsmail Beşikçi’yi sahiplenmekti. Her mahkemesine katılım yoğun bir saldırı ve tutuklama gerekçesi olmasına rağmen Kürdistan gençliği tarafından yalnız bırakılmadı. Yine bir mahkeme esnasında polislerin faşizan saldırısından tabana kuvvet kaçarken dalgalanan saçları ve polise yakalanmamak için tuttuğu nefesinden dolayı kızaran yüzü hafızama yerleşmişti. Farklı ortamlarda bu enerji yüklü yüzün umut ve kararlılık yüklü sahibiyle tanışabildim.
Berîtan ve Mizgîn’de somutlaşan enternasyonalizm
Kürdistan devrimine sahip çıkan ve devletin saldırı, tutuklamalarına maruz kalan bir Türkiyeli demokratı, dostu sahiplenmek, korumak bir onur meselesiydi. Bu hem devrimci bir gelenek hem bir Kürt geleneğiydi. Bu sahiplenme onur ve gurur meselesiydi. O yılların devlet saldırganlığında katletme de dahil her türlü şiddetle karşılaşmak olağan bir durumdu. Buna rağmen halkların kardeşliği Kürdistanlı devrimciler, devrimci gençlik tarafından ağızlardan dolu dolu haykırılan bir inanç sloganıydı. Devlet Türklük adına, inkar ve imha adına saldırabilir, katledebilir, ama halklar her zaman kardeşlikten yana tutum almalıydı. Deniz idam sehpasında “Yaşasın Türk ve Kürt Halkı’nın Kardeşliği” dememiş miydi? 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu eylemcisi Kemal Pir Türkiye devriminin Kürdistan devriminden geçtiğine ve bunun Ortadoğu devrimine götüreceğine inancın ve eylemin kişiliği değil miydi? İşte 1990’lı yıllar bu iddia ve inancın gerçeğe, enternasyonalist dayanışmanın ortak mücadele zeminine dönüştüğü yıllardı. Berîtan’ın devrimci onuru, Mizgîn’in komünalitede direnen halkçı kimliği Türkiye devrimine yol aldırma iddiasında somutlaşan Türkiye Devrimci Halk Partisi’nin özünü temsil etmekteydi. Türkiye’den Kürdistan’a, Kürdistan’dan Türkiye’ye yol alan devrimci diyalektik yeni dönem enternasyonalizminin komünaliteye dayanan ruhunu temsil etmekteydi. Devletli ve iktidarlı sosyalizm yıkılmış, yeni bir sosyalizm arayışı adım adım kendini tanımlamaya doğru yol almaktadır. Berîtan ve Mizgîn’de somutlaşan enternasyonalizm ruhu halkların kardeşliğini halkların ortak mücadele kültüründe yoğuran, yeniden şekillendiren, milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik adına oluşturulan sınırları yıkan, aşan ve toplumsal öze ulaşan bir enternasyonalizmdir. PKK’nin öz kimliğini tanımlayan bir sosyalizmdir. Rêber Apo’nun Haki Karer yoldaş için “Gizli ruhum gibiydi” tanımında yatan bir ruh ortaklığını, ruhsal diyalektiği, birbirini tamamlamayı, biri olmadan diğerinin eksik kalacağını ifade eden bir ilişki ve içeriğe sahiptir.
Yeni bir kimlik, zaman ve mekân tarifi
Rêber Apo demokratik konfederalizmi halkların, inançların, kadın başta olmak üzere tüm ezilenlerin öz iradeleri, öz düşünce, eylem ve örgütlenmeleri ile katıldığı bir sistem olarak tanımladı. Demokratik ulus bu sistemin omurgası olmakta, farklılıkların kendi renkleri, dilleri, inançları ve kültürleri ile birbirini çoğalttığı, beslediği ve büyüttüğü bir ana kültürü, zihniyeti temsil etmekte. Bu zihniyet ve kültürle şekillenme karşıtlıkların eritileceği, ortaklıkların çoğaltılacağı bir anacıl role sahip. Toplumsallık ve özgürlük lehine olan iyi, güzel ve doğrunun bileşkesi. Özne ve nesneleştirmenin aşıldığı, ötekileştirmeye ‘dur’ diyen komünal kimlikte ortaklaşıldığı yeni bir kimlik ve yurt, yeni bir zaman ve mekan tarifi.
Yeni bir enternasyonalizm tanımı komünal enternasyonal olarak vücut buluyor. Demokratik Toplum Manifestosu’nda Rêber Apo, 1. Komünal Enternasyonal’i örgütlemeyi özgür ve onurlu yaşamdan yana olanların önüne bir görev olarak koyuyor. Deniz, Mahir ve İbrahim’lerden Mazlum, Hayri, Haki ve Kemal’lere; Sakine’lerden Berîtan ve Mizgînlere Kürdistan ve Türkiye ortak devrimi yeni dönem sosyalizminin ve enternasyonalizminin temel taşlarını oluşturuyor. Kadın özgürlüğü bütün özgürlüklerin anası! Ekolojik toplum bütün demokratik ilişkilerin aynası! Demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma, yeni dönem modernitesinin, demokratik toplum sosyalizminin, kadın özgürlük ideolojisinin ana damarını oluşturuyor. Bu temel damardan beslenen komünal enternasyonalizmin özü kadın özgürlük değerleri üzerinden, özgürleşen kadın kimliğine dayalı gelişmekte.
Jin Jîyan Azadî devrimi yarım asrı bulan Kürdistan özgürlük mücadelesinin bir armağanı olarak Kürdistan’ın dört parçasından tüm dünyaya yayılmakta. Rojava’da gerçekleşen kadın devrimi yeni dönem sosyalizmi ve enternasyonalizminin turnusol kağıdı. Kadın, yaşam ve özgürlük bağını güçlü kuramayan hiçbir devrimin ve enternasyonalizmin ayakta kalma şansı yok. Berîtan ve Mizgîn’ler bu bağı sağlamlaştıranlar olarak Anadolu ve Kürdistan halklarının özgürlük mücadelesinin ve özgür geleceğinin garantisi olmaktalar. Kürdistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Kürdistan’a kadının kurucu özne olduğu yeni bir yaşam ve enternasyonalizm köprüsü kurulmakta. Bu köprünün sağlam ayaklar üzerine oturması kadınların ve halkların ortak mücadele tarihi ve geleneğinden beslenmeye, güne ve geleceğe bu temelde anlam vermeye, özgür insan olmakta ve kalmakta ısrara bağlı.
