Bir darbenin cinsel anatomisi

- Rojda YILDIRIM
251 görüntüleme

 2Türkiye gerçekliğinde güncel olarak yaşananlar “çözmeyenler çözülür” ilkesinin yeniden zuhur etmesidir. Yapısal sorunlarını çözmeyen Türk devleti çözülmüş, ulus devlet can çekişir duruma gelmiştir. Kürt sorunu devletin tüm yozlaşma alanlarını ortaya saçmıştır. Çökertme Planları’yla Kürdistan’ı yerle bir etmeye çalışanların kendisi çökmüştür.

15 Temmuz gecesinden sonra hakikatlerin daha çıplak yansıdığı farklı bir Türkiye vardır artık. Korku yüklü kaba bir putperestliğin, önce put yapıp sonra acıkınca yaptığı putu yiyen bir tapıcılığın yıkılışıdır yaşanan. Cumhuriyet tarihi boyunca “en güçlü olmanın yolu en güçlü ordudan geçiyor” diyen militarist ideolojiyle kutsanan bir tabu daha, ona sürekli biat edenler tarafından yerle yeksan edildi. Üstelik “kutsallık” adına atfedilen her şey bu kadar yıkılırken geride bıraktığı kocaman bir devlet enkazı ve “kutsallara” biat edenlerin toplumsal travmasıdır. “İnandıkları” birçok şeyin yıkılışının nesnesi olan toplum, artık yönü daha derin dehlizlere sapmış toplumdur.

Sokaklara dökülen, önüne geleni linç eden
, vahşette sınır tanımayan, yıkıcılığın sürekli kutsandığı toplumsal bir cinnet halidir yaşanan. Sokağın kendisi her daim devrimci-dönüştürücü bir rol oynamıyor. Türkiye gerçekliğinde de görüldüğü gibi sokaklar lincin, talanın, kıyımın toplumsallaşmaya çalıştığı, kendisi gibi düşünmeyeni ve yaşamayanı bitirmek istediği ve “demokrasi” kisvesi altında tepkilerin meşrulaştırıldığı bir alandır artık.

Bundan da ötesi 15 Temmuz darbe gerçekliği üzerine daha çok yazılıp çizilecek. Ancak devlet, iktidar, güç gibi olguların cinsiyeti ya da ataerkil karakteri her zaman olduğu gibi yine karanlıkta bırakılmaya ya da görmezden gelinmeye çalışılacak. Oysaki yaşa4nanlar kaba anlamda bir iktidar savaşının ötesinde yüzlerce yıllık devlet, erk, erkeklik gibi olguların biriktirilmiş şiddet, komplo, egemen siyaset olarak yeniden vücut bulması ve kendi deneyimini tekrarlamasıdır. Bin yıllara varan ataerkil zihniyet, saatler içinde kendini ancak bu kadar gerçekleştirebilirdi. Egemen erkekliğin duygudan yoksun buz gibi soğuk işleyen aklı, tarihsel belleğindeki her şeyi bir gecede akıllara durgunluk verecek oyun içinde oyunlarla uygulamıştır. Toplumun egemenler tarafından bir figürana dönüştürüldüğü bu siyaset oyununda, faşizmin toplumsal yüzü birkez daha başını acımasızca uzattı.

İktidar kavgalarının kendisi tartışmasız olarak erkin ataerkil karakterini ortaya koyarken sadece son iki günde yaşananlar bile kadın gerçekliğinin nasıl algılandığını görmemiz için yeterlidir. Hani derler ya “toplumsal dinamiklerin ne kadar devrimci ve ilerici olduğunu anlamak istiyorsanız kadına yaklaşımına bakın” diye. Biz de haliyle öyle bakacağız.

Sokağa taşan şiddetin erkek egemen karakteri tartışma götürmezken sosyal medyaya yansıyan kimi paylaşımlar biz kadınlar için durumunun hiç de kolay olmadığını bir kez daha göstermektedir. Darbe gecesi yaralılar için ilaç taşıyan bir kadına gece yarısı sokak gösterisi yapan erkekler tarafından “sizin de sıranız gelecek orospu” diye tacizde bulunulması, yine dövmesi var diye bir kadına saldırılması, başka bir kadına “dekolteni kapat” şeklinde tehditler savrulması cinsiyetçiliğin nasıl da sokağa taştığına dair örneklerdir.

Anlaşılan “demokrasi” adına sokağa çıkanların gözleri sadece darbecileri aramamış, aynı zamanda kim nasıl giyiniyor, vücudunda ne var, ne yer ne içer gibi birçok sosyal davranış biçimine de baya baya göz atılmış. Üstelik açık olarak bir kadına “sigara ver yoksa taciz ederim” diyen sözüm ona yeni Türkiye’nin demokrasi savunucularının nasıl bir anlayışa sahip olduklarının da açık ifşasıdır. Faşizm sadece güç tutuştuğu erki görmez, aynı anda egemenliğini tazelediği ve erkeklik kimliğinin kendini her an yeniden ürettiği kadın karşısındaki konumlanmasına da bakar. Çünkü kadını her aşağılayan yaklaşımı ona egemen b3ir erkek kimliği kazandırır. Gücünü kadında sınayan, orada erk ve iktidarını tazelediğini düşünen her erkek bir kadına saldırırken bulacaktır kendini.

Aynı zihniyet 15 Temmuz gecesi oyun içinde oyun çevirirken kadınları düşünmeden de edememiş. Bir tarikat kendi resmi web sitesinde herkesi sokağa çağırırken kadınların evde ibadetlerini yapmalarını, sokağın kadınlar için uygun olmadığını duyurmuş. “Kıymetli büyüklerin” ilk aklına nedense kadınlar gelmiş ve böyle uygun görmüş. Tabii aynı zihniyette olan polis hiç geri kalır mı? Gözaltına alınan bir binbaşıya “kızın var mı” diye sorup, askerin on yaşında bir kızının olduğunu öğrenen polisin “ona tecavüz etmemi ister misin” diyen sözleri açık ki erkek egemen faşizminin sınır tanımayan zihniyetinin de bariz örneğidir. Hatta darbe girişiminden hemen sonra darbe yapanların eşleri, kızları, anneleri “helaldir” deyip tecavüz kültürüne açık davetiye çıkaranlar, Ortaçağ karanlığının, lanetinin kendini zuhur etmesinden başka bir şey değildir.

Daha da çoğaltacağımız birçok örnek darbeye karşı gelenlerin ne kadar özgürlükçü olduklarını göstermektedir. Herkesin her türlü darbeye karşı olması gereken bu zamanlarda en fazla da kadınların kimden gelirse gelsin her türlü cinsiyetçiliğe, baskıcılığa, tekçiliğe karşı çıkması ve yaşananlara kadınların durduğu yerden ayna tutması önemlidir. Anlaşılan bizim istediğimiz demokrasi ile sokağa çıkanların demokrasisi aynı şeyi anlatmıyor.

Kadınlar, ezilenler ve darbelerin gerçek mağdurları olan halklar “darbeye karşı duracağız” derken ne Saray’ın faşizan uygulamalarını, ne de askeri faşizmi desteklemek zorunda değildir. Bilakis, bizler her iki gücün ikiz kardeşliğini Kürdistan’daki soykırımlardan, Roboski’den, Sur’dan, Cizre’den ve Karaman’da Ensar vakfında yaşanan çocuk tecavüzlerinden iyi biliyoruz.

Bu yüzden ille de demokrasi diyorsanız önce kadınları sokaklara çağırmalısınız. Demokrasinin filtresi kadınların elinde olmalıdır. Çünkü kadınların olduğu yerde sahtesinden değil, baya baya derin demokrasiler doğuyor… Hadi buradan başlayalım. Ne dersiniz? İşte gerçek darbe karşıtlığı buradan belli olur…